Erol şirin

Erol şirin
@erolsirin
لا
لا
ل
لا
16 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
Bu durumun dindarlıkla da benzerlik gösterdiği şu ifadelerle anlatılır: "Dünyayı yöneten bir Tanrı ve her ulusu yöneten manevi varlıkların olduğunu kabul etmek, Tannı'ya ve manevi varlıklara saygı göstermek, onlara dua etmek, övgü ve saygı ilahileri söylemek, insanların bunları yapmaları ve dünya malından ellerini eteklerini çekmeleri hâlinde ölümden sonra cennetle ödüllendirileceklerine ve karşılığını alacaklarına inanmak, bunlardan herhangi birine uymazlarsa ve bu yaşamın güzelliklerine meylederlerse ölümden sonra bunun cezasını çekeceklerine ve gidecekleri dünyada başlarına çok kötü şeyle geleceğine inanmak... Tüm bunlar dünya nimetlerini güç kullanarak elde edemeyen insanların buldukları hile ve tuzaklardır. Bedenleri silahlarıyla göğüs göğse ve güçlü bir şekilde savaşmaktan yoksun olanların kullandığı yöntemlerdir. Bu düşünce ve hileler insanları korkutmak ve alt etmek için yeterlidir. Böylece insanlar ellerindeki malın mülkün tümünü ya da bir kısmını, bu malı mülkü göğüs göğse bir savaşta ve zorla alamayan o kişilere memnun olmaları için bırakırlar. Mala mülke tapan insanların bunları istemedikleri yanılgısına düşülür ve erdemli oldukları sanılır. Bu nedenle onlara güvenilir ve onlara karşı önlem alınmaz. Onlardan ne korkulur ne de şüphe edilir. Bu arada gerçek niyetleri gizlenir ve yaşam tarzları ilahi bir yol olarak gösterilir. Dışarıdan bakınca onların dünya nimetinde gözlerinin olmadığı sanılır. Büründükleri görünüm saygı görmelerine, onlara saygı duyulmasına ve diğer tüm mala mülke konmalarına yol açar. Herkes o insanlara teslim olur, sever ve her ne olursa olsun onların tutkularına esir düşmelerini görmezden gelir hatta yaptıkları kötülükleri iyilik olarak kabul eder. Böylece bu insanlar herkesin onur ve egemenliğine, malına mülküne, zevkine ve istediğini
Sayfa 124·Kitabı okudu
Reklam
Şimdiye kadar konuştuklarımıza göre, gerçek filozofların beyninde şöyle bir düşünce doğar ve aralarında şu türden konuşmalar geçer: "Evet, düşüncelerimiz bizi bir patikad ilerlermişçesine şu sonuca ulaştırıyor: Bedenimiz var olduğu ve ruhumuz onun gibi bir kötülükle yoğrulmuş hâlde bulunduğu sürece, hiçbir şekilde arzuladığımız, gerçek adını verdiğimiz şeye bizi tatmin edecek kadar sahip olamayacağız. [66] Bedenimiz besinlere ihtiyaç duyduğundan, on binlerce can sıkıcı uğraşı doğurur. Ayrıca maruz kalabileceğimiz hastalıklar da gerçeklerin peşinden koşmamıza engel olur. Haklı olarak söylendiği gibi bedenimiz bizi aşklar, tutkular, korkular, her türden hayaller ve saçma gevezeliklerle doldurur ve onun yüzünden bir an olsun en basit bir şeyi bile düşünmemiz mümkün olmaz. Savaşlar, isyanlar ve çatışmalar bedenle onun istekleri yüzünden çıkmıyor mu? Bütün savaşlar maddi kazanımlar sağlama isteği yüzünden çıkar, [66d] maddi kazanımlara da bedenimize köle gibi hizmet edebilmek için ihtiyaç duyarız. İşte bu yüzden felsefeye ayıracak boş zamanımız kalmaz. Fakat işin en kötüsü, bedenimiz herhangi bir şeyi araştırmamız için bize zaman tanıdığında bile, araştırmamız süresince sürekli müdahâle eder, gürültüye ve telaşa neden olur, düzenimizi bozar ve gerçekleri açıkça görmemize engel olur. Bir şeyi hakkıyla öğrenmek istediğimizde bedenimizden kurtulmamız [66] ve sadece ruhumuzla araştırmamız gerektiğini artık kanıtlamış bulunuyoruz. Göründüğü kadarıyla, arzuladığımız ve âşığı olduğumuzu iddia ettiğimiz sağduyuya, yaşadığımız süre içinde değil, ancak öldükten sonra kavuşabiliriz. Bedenimiz aracılığıyla gerçekleri tanımak mümkün olamayacağına göre ya hiçbir şekilde gerçek bilgiye ulaşmak mümkün değildir ya da ona ancak ölümden sonra ulaşabiliriz, çünkü ruh sadece o zaman bedenden
Sayfa 100·Kitabı okudu
Tüketen insanın üreten insandan daha değerli olduğu bu yanlış ve ahlaksız döneme tahammülüm kalmamıştı artık. Değişmiştim, Mardin beni değiştirmişti. İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul'da en iyi suşinin nerde yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Harese
Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım. Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hirs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu'nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Ben yine de size söylüyorum," diyerek devam eder Snellman, "halk ağır bir buhran içinde. Ciddi şekilde hasta. Din bir insanın bu dünyayla, diğer insanlarla, çayırdaki her bir otla bağlantısını teşkil eder. Bu bağlantı yoksa devlet, toplum, aile, insan bile var olamaz. Halk arasındaki dinsizlik sadece kilisenin meselesi değildir. Bu mesele devlet için de tehlike teşkil eder. Kitlelerin dine karşı duyduğu ilgisizlik halkın en tehlikeli hastalığı olabilir. Fevri gençler ve zeka yoksunu liberaller dinsizliğin özgür duşüncenin yansıması oldugunu söylemekle buyuk bir hata yapıyorlar. Dinsizlik ruhun zayıflığı ve hastalığıdır. Dinsizlik, halktaki kutsal her şeyin yok olması ve neticesinde insanın elinde vahşiliğin, vicdansızlığın, ahlaksızlığın, kabalığın, bencilliğin, zorbalığın kalmasıdır.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Reklam