Dediklerine göre her şeyi bilen ve her şeye kadir efendi eşeğin çene kemiğini oradan yok etmiş olsaydı ben Habil'i öldürmüş olmazdım ve şimdi ikimiz evin kapısında oturmuş yağmurun yağmasını seyrediyor olurduk, Habil'de benim ona sunabileceğim yegâne şeyi, yani benim çabalarımın ve alın terinin semeresi olan tohumlarla dikenleri reddetmekle efendinin gerçekten kötü bir şey yaptığını kabul ederdi, Habil şimdi hâla hayatta olurdu ve biz her zamanki gibi can ciğer arkadaş olurduk.
Günün birinde Kabil kardeşinden yakınlardaki bir vadiye kadar kendisiyle gelmesini istedi, orada bir dişi tilkinin saklandığı söylentileri ortalıkta dolaşıyordu, oraya vardıklarında Kabil daha önceden çalıların arasına gizlemiş olduğu, bir eşeğe ait çene kemiğiyle vura vura, dolayısıyla kalleşçe bir taammütle kardeşini kendi elleriyle öldürdü.
Habil'in sunduğu etin dumanı dümdüz yukarı çıkarak sonsuz boşlukta yok oldu, efendi'nin onun adağını kabul ettiğini ve beğendiğini gösteren bir işarettir bu, velakin Kabil'in en azından onunki kadar sevgiyle yetiştirilmiş bitkilerinin dumanı fazla uzağa gitmedi, hemen oracıkta ve yerin biraz yukarısında dağılıp gitti, bu da efendi'nin hiç düşünmeden adağı reddettiği anlamına geliyordu.