Aslında çok daha sonra, günü kaydedilmemiş bir zamanda, iyiliği ve kötülüğü bilme ağacının meyvesini yiyerek işledikleri o korkunç günah yüzünden bu bahtsız çifti cennet bahçesinden kovmak üzere yola çıkacaktı.
O uzak çağlardaki olayları, geçmiş zamanlar boyunca, biraz da rastgele bir biçimde kaydeden ve ister müstakbel kilise kanunlarına uygun olarak kabul görmüş, ister gerçekliği kuşkulu ve sapkınlığı kaçınılmaz hayal güçlerinin semeresi olarak kayda geçirilmiş yazılı kaynaklarda bu dilin hangi dil olduğu konusundaki kuşku, yani ağız boşluğunun içinde ve bazen de dışında kımıldayıp duran o esnek ve nemli kastan mı, yoksa lisan da denilen ve ne yazık ki efendi'nin unutmuş olduğu konuşma dilinden mi söz edildiği bilinmiyor, geride en ufak bir iz, hani bir ağaç kabuğuna kazınmış ve altına en azından seni seviyorum Havva gibisinden duygu yüklü bir yazı yazılmış bir kalp resmi bile kalmadığından, bizler bu iki dilden hangisinin kastedildiğini bilemiyoruz. Kural olarak bir şeyin ardından başka bir şey mutlaka geleceğine göre, muhtemeldir ki efendi'nin kendi evlatlarının ağzına suskun dillerini şiddetle tıkıştırmasındaki bir başka araç da bedensel varlıklarının huzursuzluk da denilen en içsel yanıyla onları temasa geçirmekti ve böylece gelecekte, olan bitenin nedenini az çok bilerek, bedenlerinin penceresinden yani ağızlarından artık kendini göstermeye başlayan o karanlık ve labirentimsi kaygılardan söz edebileceklerdi.