Cemile’nin daha ilk sayfalarında yüreğine dokunan bir sessizlik var. Sessizlik diyorum, çünkü her satırda söylenmeyen ama hissettirilen duygular var. Savaşa gidenlerin ardından kalanlar, çocuk yaşta çalışmaya mecbur edilenler ve onların arasında gözleriyle konuşan bir kadın… Anlatıcının içtenliği, Aytmatov’un yalın diliyle birleşince insan kendini o taş sokaklarda yürüyor gibi hissediyor. Daha hikâyenin başında bile biliyorsun: Bu sadece bir aşk hikâyesi değil, bu insanın kalbine işleyen bir iç yolculuk.