Ana eksenine Altay kavimleri olan Moğollar, Türkler ve tamamen farklı bir coğrafyada yaşayan Yunanlıların mitolojik hikâyelerindeki benzer unsurların karşılaştırılmasını alan eser, öncelikle bu benzerliklerin tesadüfi olamayacağını ifade ederek meseleyi açmaktadır. “Büyük Avrasya kıtasının iki ucunda ve birbirinden binlerce kilometre uzaklıktaki iki kişiye (burada toplum demek istiyor) ait efsanelerdeki benzerliğin mutlaka bir nedeni olması gerektiğine” inanan yazar, mitolojik anlatıların rastgele bir şekilde oluşmayacağını düşünerek bir sonuca varmaktadır. Doğu Türkistan’da yaşamalarına rağmen dillerinin Keltçe ve İtalyancaya olan yakınlığı nedeniyle Batı Avrupa’dan Türkistan’a göçtükleri anlaşılan Toharlar’ın mitolojik hikâyelerdeki bağlayıcı unsur olduğu çıkarımına varan Finch, Yunan mitolojisindeki hikâyelerin ve bazı öğelerin bu göç sonrasında Uzak Asya’ya taşındığını belirtir. Finch’e göre aynı durum Toharları bünyelerinde eriten Türkler için de geçerli olabilir.
İlk olarak Moğolların efsanevi anlatısı olan “Moğolların Gizli Tarihi”ni ele alan Finch, Moğolların tarihini anlatan bu anlatıda yer alan Üç motifi ele alarak bu motiflerin diğer anlatılarda birtakım benzerliklerine karşın neredeyse ayını halde geçtiğine işaret eder.
Finch’in ele aldığı bu üç motif ise şu şekildedir:
Hayvan Ata
Mucizevî Doğum
Terk edilen bebek/Vahşi Çocuk
Bu üç motifi belirledikten sonra anlatılarda bu motiflerin izini süren Finch, Moğol anlatısında ilk olarak hayvan ata motifine işaret eder. Cengiz Han’ın ilk atasının Börteçine (Boz Kurt) ve Goa Maral (Ala Geyik) olarak geçtiğini ifade ederek bu iki atanın hayvan mı yoksa hayvan ismi verilmiş insan mı olduklarına dair çeşitli görüşleri sıralar. Vahşi Çocuk motifini de tespit eden Finch bir takım ilahi