Fare olayında çenesi düşük davranan basın artık tek söz etmez olmuştu. Çünkü fareler sokakta, insanlar evlerinde ölür. Ve gazeteler yalnızca sokakla ilgilenir.
Bizim ülkemizde durum böyledir. Yabancıdan nefret edilebilir, ama herkesten çok komşudan nefret edersin. Ve yabancı, komşuya kötülük yapmamıza yardım ederse, buyursun hoş gelsin.
Hepsi,rahip Godard'ı öfke ve ceza tanrısından korkusu kalmamış pratik insanlar olarak, tam bir kayıtsızlık içinde merakla dinliyorlardı. Artık seytan lafı oldukça gülüp geçiyorlardı, rüzgarın, dokunun, gök gürültüsünün intikamcı bir efendi elinde bulunan şeyler olduğuna inançları kalmamıştı, o halde korkudan titreyip süklüm püklüm olmağa, bedeli karşılığında günah affettirmeğe ne lüzum vardı? Bu hiç şüphesiz, vakit kaybetmek demekti, daha kuvvetli olan hükümetin zaptiyelerine saygı göstermek daha iyi idi.
Hayat başkalarının hatalarını yüklenemeyecek kadar kısaydı. Herkes kendi hayatını yaşıyor ve bu hayatı yaşamanın bedelini ödüyordu. Acı olansa insanın çoğu zaman tek bir hata için çok fazla bedel ödemek zorunda kalmasıydı. Aslına bakılırsa, insan tek bir hata için sürekli bedel ödeyip duruyordu. Kader, insanla olan alışverişinde alacak defterini hiçbir zaman kapatmıyordu.