Kendi mutsuzluğunu kendin üretiyorsun, hem de her gün, çocuklarını anlamıyorsun, onlar henüz ayakta duracak gücü kendilerinde bulamamışlarken, onları eziyorsun ; sevgiyi çalıyorsun ; herhangi bir kimsenin "efendi" si olmak için köpek besliyorsun.
İşte sen busun, küçük adam! Kaşık atmayı, kepçe daldırmayı iyi beceriyorsun ama yaratma yetisinden yoksunsun. Bu nedenle, ne isen öyle kalıyorsun, bu nedenle tüm yaşamını bir bürodaki bir hesap makinesinin ya da yazı masasının önünde geçiriyorsun, sıkıntıdan patlıyorsun ya da evliliğin deli gömleğini sırtına giyip bir soytarıya dönüyorsun ya da nefret ettiğin çocukları eğitmeye kalkışıyorsun. Gelişme yeteneğinden yoksunsun, yeni bir düşünceyi kavrayamıyorsun, çünkü insanlara hiçbir şey verdiğin yok, buna karşılık, başkalarının sana gümüş tepsi içinde verdiklerini hemen alıyorsun.