Tanrı’ya doğrudan bebeğin iyileşmesi için değil, bebeklerini kurtarsın diye doktora verebilecekleri bir inci bulmak için yakarmıştı; dedik ya, buradaki insanların kafaları da Körfez’in puslu havası kadar bulanıktır diye.
Sabahın ilk saatleri olmasına karşın, göğe puslu bir hava hakimdi. Bazı görüntüleri abartan, kimilerini de silikleştiren kaypak hava, Körfez’i boydan boya kaplamıştı, her görünüm gerçek dışıydı, bu durumda göze güvenilemezdi; denizle toprak, düşlerdeki kesin çizgilere ve belirsizliklere bürünmüştü. Belki de Körfez insanlarının ruhlara, hayal gücünden doğan nesnelere inanmalarını, öte yandan uzaklığı kestirmede, dış çizgileri saptamada ya da şaşmaz bir görüş açısı gereken her türlü olayda kendi gözlerine inanmamalarını buna bağlanabilirdi.