Bu kadının resmini gördüğüm andan
beri geçen birkaç hafta içinde, ömrümün bütün senelerinden daha çok
yaşadığımı hissediyordum.
Her günüm, her saatim, uyuduğum
zamanlar bile dopdoluydu.
Berlin'de yalnızsınız değil mi?
dedi.
Ne gibi?
Yani...
Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız...
Nasıl söyleyeyim...
Öyle bir haliniz var ki...
Anlıyorum, anlıyorum...
Tamamen yalnızım...
Ama Berlin'de değil...
Bütün dünyada yalnızım...
Küçükten beri...
Ben de yalnızım dedi.
Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının
içine alarak:
Boğulacak kadar yalnızım...
diye devam etti,hasta bir
köpek kadar yalnız...
Ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş...
Ve ben bu anda başka hiçbir şey istemiyordum.
Dünyanın en zengin adamıydım.
Gözlerimle onu takip ederek mırıldanıyordum:
Sana teşekkür ederim...
Teşekkür ederim!..
Bir kadın herhangi bir şekilde hoşuma gidince ilk yaptığım iş ondan
kaçmak olurdu.
Karşı karşıya geldiğim zaman her hareketimin, her
bakışımın sırrımı meydana vuracağından korkar, tarif edilmesi
imkânsız, adeta boğucu bir utanma ile dünyanın en zavallı bir insanı
haline gelirdim.