Ankara'nın bir camisinde beş on ihtiyar bir hacı babanın eteğini öpünce utançlarından yere geçecekleri yerde sinsi ve memnun gülümsüyorlar.
Çünkü onların kanaatlerince, bu millet ne kadar uyuşturulursa, kendi hak edilmemiş ekmeklerini o kadar emniyetle yiyeceklerdir.
Markopaşa (9) 3 ŞUBAT 1947
Karnını doyuramadığımız,
sıhhatini koruyamadığımız, tahsilini temin edemediğimiz her
çocuk,
bu memlekete yüz milyon lazım
diyenlerin gözüne,
onları gaflet uykularından uyandırmak için sokulmuş birer
parmaktır.
Bize yarının hastanelerini, darülacezelerini,
cezaevlerini dolduracak cahil, mesleksiz, serseri yüz
milyonun lüzumu yok!
İnsan gibi yaşamak, hayatın
nimetlerinden istifade etmek imkânlarına, hiç olmazsa bu
sakat tedbirleri tavsiye edenler kadar sahip yirmi milyon
vatandaş, daha faydalıdır.
Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır.
Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir.
On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır?