Butimar, yeni tanıdığım genç yazarlarımızdan Kaan Murat Yanık’ın kaleminden çıkan çok güzel bir roman. Yazar ile ilk tanışma kitabım oldu, siz daha tanışmadıysanız lütfen geç kalmayın..
Öncelikle, ‘Butimar efsanesini’ biliyor musunuz? Butimar; Pers/İran mitolojisinde efsanevi bir kuş. Tatlı su içmez, deniz suyu ile beslenir ancak onu da içerken denize kıyamaz çünkü denizin bitmesinden korkar. Denizin canı yanar da kurur diye küçücük kalbi atar durur, çünkü çok aşıktır denize. Öyle ki her gün sahile gider, kanatlarını açar ve uçsuz bucaksız güneşin altında, maviliğin düşünde kaybolur. Susadığı zaman da denizin kuruyacağı korkusuyla tek bir yudum dahi içmediği için ruhunu oracıkta teslim eder. Yine her gün parıldamaya devam eden deniz, Butimar tarafından sevildiğinden bihaberdir.
(*Bu kuşun suskunluğundan Sadık Hidayet de bahsetmiştir: ‘Dünyada susmaktan daha iyi bir şey yoktur, Butimar gibi olan insan, daha iyi insandır diye düşünürdüm. Butimar deniz kıyısına çöker, kanatlarını açar, oturur tek başına, ama ben hiç de öyle yapamam şimdi,’ diye yazmıştır)..
Gelelim romana, kitap üç bölümden oluşuyor;
İlk bölümde rüyalarının ona itaat etmesini isteyen, rüyalara teslim olma niyetinde olan bir psikiyatr karşımıza çıkıyor. Bir gün hastalarından biri geçmişten bir mektupla çıkıp geliyor ve mektupta bahsi geçen kişinin onun dedesinin amcası olduğunu, Müslüman olmayan bir kızla evlendiğini anlatıp mektubu psikiyatra veriyor. Psikiyatr, mektupta rüyalarına giren kızı, Butimar’ı görünce hayrete düşüp, akşam derin bir uykuya dalıyor..
İkinci bölümde Yusuf ile Butimar’ın aşkı anlatılıyor. Yusuf, Sarı Medrese’de eğitim gören donanımlı bir genç. Ruslar kasabasına Ermeni çeteler ile saldırıyor ve kasabada katliam yapıyorlar. Romanın bir boyutu savaş ve göç ekseninde ilerliyor. Yusuf,