Gizem Yel

Puan vermedi
Şişli'de alafranga ve ingiliz yanlısı bir annenin elinde büyümüş Peyami; yeğeni Cemal'in kardeşi Ayşe'nin evlerine gelmesiyle - o an farkında olmasa da- hayatında yeni bi yola sapar. İzmir'in işgalinde kocasını ve çocuğunu kaybeden Ayşe'in tek hayali Yunanlıları kovup İzmir yolunu tekrar Türklere açmaktır. Bu uğurda gösterdiği idealist ve kararlı tutum; Peyami ve diğerleri gibi birçok Anadolu gencinin sırtına ateşten bir gömlek giydirir. Şayet bu gençlerin içinde öyle biri vardır ki "Allah kalbimi olduğu gibi görüyor. Ben, demir gibi şeref ve haysiyete bağlı asker utanmadan itiraf ederim ki,o bir gün bana “muharebeden kaç! ”diyeydi, beş dakika sonra beynimi kendi elimle parçalamak şartıyla o söyledi diye hattı-harbı terk ederdim." diyebilecek kadar Ayşe'nin aşkından deli divane olmuştur. İşte o İhsan... İzmir'e sancağı dikmek ve sevglisine kavuşmak için kendini ateşe atan, ateşten çıktığında da vücudu küçük bir kalp şeklini alan Teneke Asker* İhsan... Kurtuluş Savaşı sırasında kalbi hem vatan hem de birbirleri için atan bu iki gencin hikayesine Peyami'nin hastanede ameliyat olmayı beklerken yaşadıklarını(!) yazdığı günlüğü vesilesiyle şahit olmaktayız. *** Bugünlerde yeni kitap almadığımdan elimde olanlardan okuyayım dedim. Bu yüzden bir beklentim veya hikayenin kurtuluş dönemini zamanı geçtiği dışında bir bilgim yoktu kitap hakkında. Savaş temalı şeylerden pek hoşlanmadığımdan başlarda okurken sıkıldım ama sonlara doğru baya sardı. Üzerine düşünüp hikayeyi biraz sindirince de kitabın adından neden bu kadar söz edildiğini daha iyi anlamış oldum. Oldukça bizden bir hikaye. Okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim. *** "İşte mitralyöz tıkırtıları... İşte top, kurşun vızıltıları... İşte durmadan yere serilen atlı ve yaya askerler. Hala korkuyorum. Ne garip şey!
Edebiyat
Ateşten GömlekHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202530,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·168 syf.··
2024 12. kitabı
Görmek, gerçekten büyük bir nimet ama kusursuz değil ne de olsa insanları görünüşlerine göre yargılamamızın en büyük nedeni veya görmemek, kulağa korkunç geliyor ama bunu böyle kılan şey de çevre ve şartlar çünkü karanlıkta yolunu bulmak normal bir insan için sorun olsa da kör biri için bir problem p'si bile değil. Görmek sadece gözle yapılabilen bir eylemden ibaret sanılsa da küçük bir kavram yanılgısı. Dokunarak koklayarak veya tadarak da görebiliriz. Nitekim Doğan da tam olarak bunu yapıyor. Evet bizim gibi renkleri göremiyor ama biz de mavi denince onun aklında canlanan şeyi göremiyoruz. Bu kitap bana bunları düşündürdü ve kafamda farklı bir pencere araladı. Konusu gereği üzerinde konuşulacak cok şey olmasına rağmen aklımdakileri ancak bu kadar toparlayabildim. *** Hikaye sonradan kör olan Mert'in, doğuştan görmeyen Doğan'ın ve ergenlik buhranının üzerine ailevi sorunlarıyla uğraşan Işık'ın hayatı, dostlukları ve birbirleri üzerindeki etkilerini ele alıyor. Anlatımı yaşıma göre basit gelse de konusu ve yarattığı farkındalıktan dolayı okurken hiç sıkılmadım ama yazar şurayı keşke biraz daha anlatsaydı, detaylandırsaydı dediğim çok yer oldu. Sanki hikaye biraz yüzeysel kalmış, oldu bittiye gelmiş gibi. Tabi bu söylediklerim eleştiriden çok tatlı bir sitem çünkü karakterleri çok sevdim - özellikle de Doğan'ı- onların gözünden daha çok şey okumak isterdim.
1000k
Parmak UçlarıSeran Demiral · Tudem Eğitim Hizmetleri · 2014265 okunma