Görmek, gerçekten büyük bir nimet ama kusursuz değil ne de olsa insanları görünüşlerine göre yargılamamızın en büyük nedeni veya görmemek, kulağa korkunç geliyor ama bunu böyle kılan şey de çevre ve şartlar çünkü karanlıkta yolunu bulmak normal bir insan için sorun olsa da kör biri için bir problem p'si bile değil.
Görmek sadece gözle yapılabilen bir eylemden ibaret sanılsa da küçük bir kavram yanılgısı. Dokunarak koklayarak veya tadarak da görebiliriz. Nitekim Doğan da tam olarak bunu yapıyor. Evet bizim gibi renkleri göremiyor ama biz de mavi denince onun aklında canlanan şeyi göremiyoruz.
Bu kitap bana bunları düşündürdü ve kafamda farklı bir pencere araladı. Konusu gereği üzerinde konuşulacak cok şey olmasına rağmen aklımdakileri ancak bu kadar toparlayabildim.
***
Hikaye sonradan kör olan Mert'in, doğuştan görmeyen Doğan'ın ve ergenlik buhranının üzerine ailevi sorunlarıyla uğraşan Işık'ın hayatı, dostlukları ve birbirleri üzerindeki etkilerini ele alıyor. Anlatımı yaşıma göre basit gelse de konusu ve yarattığı farkındalıktan dolayı okurken hiç sıkılmadım ama yazar şurayı keşke biraz daha anlatsaydı, detaylandırsaydı dediğim çok yer oldu. Sanki hikaye biraz yüzeysel kalmış, oldu bittiye gelmiş gibi. Tabi bu söylediklerim eleştiriden çok tatlı bir sitem çünkü karakterleri çok sevdim - özellikle de Doğan'ı- onların gözünden daha çok şey okumak isterdim.