Ama sizler bizi tanrılaştırdınız. Adımızı taşıyan tapınaklar, gösterişli heykeller yaptınız. Çünkü tanrılarla yüz yüze konuşabiliyor olmak gururunuzu okşayacaktı. Buna inanmak hoşunuza gidecekti. Maalesef bizim de hoşumuza gitti. Tanrı rolünü hepimiz çok sevdik. Fakat siz bununla da yetinmediniz. Takipçisi olduğunuz tanrının en büyük tanrı olduğuna inanmak istediniz. Diğer tanrıların onun hizmetine girmesi gerektiğini iddia ettiniz. Biz bunu da memnuniyetle kabul ettik. Bu uğurda yüzyıllarca sürecek savaşlar başlattınız. Savaşan sizdiniz, ama adına Tanrılar Savaşı dediniz. Öyle ki sonunda biz de bu savaşın bir parçası konumuna geldik.
"Bir kahramanı değerli yapan, tek eliyle on kişiyi yere yıkması değildir. Bunu sıradan bir ayı da yapabilir. Onu özel kılan şey, bu gücü kazanmak için çektiği acılar ve harcadığı yıllardır."
"Ve tabii, en önemlisi, bu gücü isteme sebebidir."
Büyücüyle dakikalardır konuşuyorlardı; ne bir fırtına kopmuştu ne de başlarına taşlar yağmıştı. Şu an olduklarından daha fazla lanetlenmeleri de zordu.
Köylüler birbirlerine şaşkınlıkla baktılar. Asuber'in sarayındaki ihtişama alışık bu askerlerin köylülerin fakirliği hakkında bir şey bilmedikleri açıktı.