Balığa dönüşmesi, dedesinin yaptığı gölcükte birdenbire olmalıydı. Hop! deyince balık oluvermeliydi. Hemen gölcükten çaya sıçrar, kendini şarıl şarıl akan suya bırakır, yüzüp giderdi göle doğru. Hep suyun altından yüzmek can-sıkıcı olurdu biraz. Ara sıra başını çıkarıp çevreye bakardı. Sonra, kırmızı killi derin yardan, kayaların altından, burunlardan geçip dağları, ormanları geride bırakır, çavlanları, burgaçları aşıp giderdi. Sevgili kayalarının yanından geçerken onlara veda ederdi: “Elveda Ihlamış Deve”, “Elveda Kurt”, “Elveda Eyer”, “Elveda Tank”. Evlerin önünden geçerken yüzeye sıçrar, kuyruğu ile dedesini selamlardı: “Allah’a ısmarladık ata, yakında dönerim”. Dedesi onu böyle görünce şaşıp kalır, ne diyeceğini bilemezdi. Nine, Bekey Teyze ve kucağında kızı ile Gülcemal de ağızları açık kalakalırlardı öylece. Nerde görülmüştü vücudu balık, başı insan olan bir yaratık! O ise kuyruğunu kaldırıp onları da selamlardı: “Allah’a ısmarladık, ben Isık-Göl’e, beyaz gemiye gidiyorum”. Baltek de herhalde kıyı boyunca koşardı. Köpek de böyle bir şey görmüş olamazdı çünkü. Eğer Baltek suya atlayıp yanına gelmek istese, ona bağıracaktı: “Olmaz Baltek, olmaz! Batar boğulursun!” O ise yüzmeye devam edecekti. Asma köprünün kabloları altından geçmek için suya dalacak, sonra kıyıdaki bitkileri takip edecekti. Daha aşağıda, gürleyen dar bir boğazı geçip Isık-Göl’e ulaşacaktı.