Kadınlar etnik köken ve ırk ile ayrıştırılamaz. Her bir kadın bir Annedir Bir bacıdır. Kadınlar Allah'ın bize emanetidir. Rahmi KOÇ gibi bunamış bir para şımarığı hiç bir milleti temsil etmemektedir. Gözünü paranın bürüdüğü coğrafyamızın kültüründen uzak, hayatını hayat kadınları ile geçirmiş bir müfterinin söylemi Kürt kardeşlerimizin şerefli namusuna leke süremeyecek, bilakis kadınların şeref mertebesini yükseltecektir. Ar damarı çatlamış bu ihtiyar bunağın söylemlerini esefle kınıyorum
Duygu ve Düşünce
Çin Mallarını da Boykot Ediyorum
Çok faydalı bir inceleme olmuş, Allah razı olsun. Bu kitabı okuduktan sonra Çin mallarını boykot etmedeki kararlılığım artmıştı. Sonrasında 2 kere umreye gittim ve her iki gidişimde de Suudi Arabistan'da alışveriş mağazalarındaki ürünlerin çok az bir kısmı hariç tamamının Çin malı olduğunu gördüm. O zamanki şaşkınlığım ve kızgınlığım benden taşmış, çevremi de hatrı sayılır şekilde uyarıp bilinçlendirmiştim. Üzerinde Çin malı olduğu belirtilen ürünleri mecbur kalmadıkça almadım. Ülkemizde de maalesef çokça Çin malı mevcut. Yakın zamanda basit bir saç tokası almak için girdiğim mağazaların hepsinde elimi attığım ürünlerin tamamının Çin malı olduğunu görüp yine esefle "Basit bir saç tokası da mı yapamıyoruz da taa Çin'den....neden?!" diye söylendim ve tabii ki almadan çıktım. Elimizden gelen en basit ve kolay uygulayabileceğimiz şeylerden biri de ürünleri boykot ederek tepkimizi göstermek. Herkesi bu konuda bilinçli davranmaya davet ediyorum.

Ümmü Ebîha

@Ummuebihaa
·
Kayıp Coğrafyanın İzinde Doğu Türkistan Seyahatnamesi
Kıymetli yazar, gazeteci Taha Kılınç'ın Doğu Türkistan Seyahatnamesi kitabını okuduktan sonra ve üstüne de konferansına iştırak edince, Doğu Türkistan meselesi beni ciddi manada tesiri altına aldı. Ve yine bu tesir, yazılacak satırların müsebbibi oldu. Yazar, eserinde sadece bir seyahatte yaşadıklarını, gezip gördüğü yerleri paylaşmıyor... Kitapta, seyahat öncesi yaptığı derinlikli araştırmaların incelediği harita ve krokilerin de bu seyahatnamenin yazılmasında payının ve faydasının büyük olduğunu düşünüyorum. Öncelikle Kaşgarya'nın Osmanlı imparatorluğuna ne zaman bağlandığına değinmek istiyorum: 1872'de Yakup Han Töre'nin gönderdiği elçiyle İstanbul'a bağlılığını bildiriyor Kaşgar şehri. Sultan Abdülaziz'in fermanıyla "emir" ilan edilen Yakup Bey, Kaşgarya ve diğer şehirlerin surlarına Osmanlı sancaklarını çekiyor, hutbeleri Osmanlı sultanı adına okutmaya ve basıtırılan paralarda sultanın adı yazılmaya başlanmış oluyor. Bu biat, Doğu Türkistan'daki mazlum müslüman uygur türklerinin meselesine verdiğimiz ehemmiyet açısından da önemli bir biattır bence. Unutmayalım ki müslüman din kardeşlerimiz kominist Çin rejiminin, toplama kamplarında; sözde "aile olmak" programı adı altında türlü türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar. Kamplar hakkında fazla malumat geçmesede ben "aile olmak" programına kısaca değinmek istiyorum. 2016 yılında Şincan bölgesinde yürürlüğe konmuş. Yine "Şincan bölgesinde etnik birliği teşvik etmek üzere" Komünist Rejiminin attığı en tehlikeli adımlardan bir tanesidir. Benim daha önce de katıldığım Doğu Türkistan ilgili bir konferansta izlediğim bazı görüntüler atılan bu adımın hiçte masum olmadığını gösteriyor. Kitapta Uygur müslüman kardeşlerimizin evlerine Han Çinlilerinden oluşan kamu görevlilerini ve kominist parti yetkililerinden oluşan
Doğu Türkistan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
esefle kınanasıcalar bilmem kaç
Başka türlüsünü bilmediğinden sürdürdüğü istikrara, sadakat diyenler..
az önce fark ettim "teessüf ederim" ne güzel bir cümle. teessüf ediyorum hepinize, hayata, zamana, zamanlamaya esefle esefle
Müsadenizle.. Dokunduğum nokta oldukça hassas olduğundan dolayı öncelikle kendini bilen ve bahsedeceğim mevzunun tarafı olmayan kıymetli dostlarım lütfen üzerilerine almasınlar ve incinmesinler; zira yazarlık dönemimde her daim yanımda olan, bana yazarlığın lezzetini tattıran, maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen o kıymetli ve nadide insanları incitmekten imtina ederim.. Kıymet bilen dostlarımı, yol yordam bilen, sanata ve edebiyata önem veren, emeğe saygı duyan, ülkemin güzel insanlarını bir yanda tutarak; güzel memleketimin, aziz insanlarına, kitapların da bir maddi ederi olduğunu, yazarların da kitaplarından para kazanma çabalarının olduğunu, üstüne basarak bildirmek istiyorum.. Üzülerek seyretmekteyim ki büyük bir çoğunluğunuz, kitapların yazarlarına imzalattıktan sonra, teşekkür edip, koltuğunuzun altına kıstırarak götürebileceğiniz nesneler sanıyorsunuz.. Ya da birinin okuduğu bir kitabı, ''bitirince bana da ver, ben de bi okuyayım'' yaklaşımıyla baktığınız, ciltlenmiş ve iki kapağın arasına sıkıştırılmış kağıt tomarlarından ibaret sanıyorsunuz.. Yazarların o eserleri dağdan bayırdan, yabani bağlardan toplayıp, sizlere dağıtmak için getirdiği yapraklar sanıyorsunuz.. Aslında bir eser olarak bile nitelendirmiyorsunuz.. Kitapları ortalık yerlerde bedava dağıtılan paketler sanıyorsunuz.. Yazarların teşekkürle, sanatçıların aferinle, bravoyla, alkışla beslendiğini sanıyorsunuz.. Önünüze gelen ürünün oraya gelene kadar hiç bir mali harcaması olmadığını sanıyorsunuz.. Böyle düşünmüyor olsaydınız, kilometrelerce yol kat edip, cebimizden masraflar yaparak katıldığımız sosyal etkinliklerde, etkinlik alanında kurulan standları dolaşıp, parasıyla döner ekmek alıp, parasıyla yöresel peynir, çökelek alıp, parasıyla ekmek arası köfte alıp, parasıyla dondurma,
esefle kınanasıcalar bilmem kaç
Saygılı ve sağlıklı bir iletişimi, yalnızca korkuyla hizaya getirildiğinde kurabilenler.