Kitabı bitirdiğim günden beri yorumuna nasıl başlayacağımı düşünüyorum.
Öncelikle bana sorarsanız kitabın detaylı yorumlarını okumaktan oldukça kaçının. Kimisi kitabı her detayıyla yazmış ve bu okuma hevesinizi kaçırabilir.
Ben bu kitabı farklı türler okumak istediğim için seçmiştim. Sadece arka kapağını okumuştum. Tek bildiğim bir tren ve içindeki üç yolcunun kaderlerinin iç içe geçiş hikayesinin kaleme alındığıydı.
Yazar kurguyu ilmek ilmek işlemiş. Üç karakterin gözünden öyle bir bağlantılı hikaye yazmış ki bazı yerlerde gözlerim doldu, kitaba mola verip nefeslenmek zorunda kaldım. Her karakter o kadar gerçek ki ya siz ya çevreniz ya da yoldan geçen herhangi bir insan kitaptaki karakterlerin yaşadıklarını yaşamış ya da yaşıyor olabilir. Yazarın bence harika bir gözlem yapma ve duygu aktarma yeteneği var. Karakterler trende oturuyorsa siz de sanki onun yanında oturuyor gibisiniz. O ne hissediyorsa siz de aynısını hissediyorsunuz. Zaten birkaç sayfadan sonra öyle sarsıcı bir bağlantıyı fark ediyorsunuz ki kitabı elinizden bırakmak imkansız hale geliyor.
Geçenlerde yeni ebeveyn olacak bir annenin paylaşımlarına denk gelmiştim. Çocuğuna kendi travmalarını, kendi anne babasından gelen travma mirasını aktarmamak için terapiye başladığını anlatıyordu. Kadını bu konuda çok cesaretli bulmuş ve hayran kalmıştım. Bu kitabı okuduktan sonra yine o kadın ve tüm anne baba adayları aklıma geldi. Ebeveyn adayları bu durumu genelde önemsemiyor ama kuşaklar arası gen aktarımı gibi travma aktarımı da bir gerçek ve önemli bir konu.
Bu kitap her ne kadar bir kurgu olsa da kuşakların birbirine aktardığı travma mirası açısından çok çarpıcı bir romandı. Bence her ebeveyn ya da ebeveyn adayı bu kitaba bir şans vermeli. Ebeveyn hatasını yüklenmek zorunda kalan o kadar çok çocuk var ki