Bana kalırsa, insanın en hassas duyusu işitmedir. Gördüğümüzden değil de duyduğumuzdan korkarız en çok. Mesela şimşek çaktığında, önce yer ve gök arasında oluşan ışığı görmemize rağmen, sonradan gelen sesle ürpeririz.
Halbuki, o sırada olan olmuştur. Korkmak için artık çok geçtir. İnsan, yine de ışığından değil, sesinden korkar şimşeğin.
Yani olandan değil , mâlûmun ilâmindan korkar.
Ses böyledir; her yerini sarar, kaçış alanı bırakmaz. Şeffaf bir kafes gibidir. Gördüğünden kaçarsın, dokunana karşılık verirsin. Oysa ses tekinsizdir. Ansızın dört bir yanından yakalayarak içine alır seni, hücren olur. Bağırsan da, çağırsan da ancak sesi besler ve güçlendirirsin.