• Cîlî : " Ahadiyet, isim ve sıfatların eser ve müessirleri ile birlikte fânîliğini ister, Rubûbiyet, âlemin bâkîliğini ( bekâsını) ister. Ulûhiyet, âlemin bekânın aynında fânî olmasını, fenânın aynında da bâkî olmasını gerektirir.
  • 101 syf.
    ·1 günde·8/10 puan
    Ölmeyi bu denli isteyen bir adam ve intihar girişimlerinin beyhude olması... İçten içe üzüldüm kahraman için. Kalmaya tek bir neden bile bulamamış fakat gitmek için sayısız neden dile getirmiş.
    Sadık Hidayet'in okuduğum ilk kitabı. Kalemi duru ve günlük bir dil kullanmış, bir çırpıda okuyabileceğiniz bir hikaye kitapla kalın.
  • 128 syf.
    ·2 günde·Beğendi
    Genel içeriği itibariyle; ön sözde de vurgulandığı üzere aklı mutlaklaştırmadan ve önemsizleştirmeden varlık dairesi içinde ait olduğu yere oturtmayı amaçlayan bir eser.

    Sindire sindire, tefekkür ede ede ve sayfaların kenarlarındaki geniş boşluklara not ala ala okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.

    (Akıl ve hakikat üzerine yapılan felsefi yorumlara ve kavramlara hakim değilseniz biraz sizi yoracaktır.)
  • 68 syf.
    ·2 günde·Beğendi
    DİRİLİŞ ERİ OLMA REHBERİ...

    Ara ara açıp altını çizdiğim yerleri okuduğum, şiirsel üslubu sayesinde çarpıcı bir etkiye sahip bu eser, zannımca üstadın okunması gereken ilk eseri.

    Bizzat üstadın tabiriyle 'İslam İnsanı'na rehber niteliğindeki bu eseri okumalıyız ve okutmalıyız.

    Selam ve muhabbetle...
  • 672 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10 puan
    GÜZEL VE EVDE MAHKUM İNSANLAR MERHABA!!
    Bugün sizlere akademik olduğu için çoğumuzun belki okumayacağı bir kitaptan aklımda kalan bir kaç hususu sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Ülkemizde İlahiyat Fakültelerinde ders kitabı olarak okutulan kitabı benim gibi sivri akıllılar okur mutemelen.
    Yakın zamanda vefat eden aydın bir ilahiyatçı olan Pr.Hasan Onat Editörlüğünde yazılmış "İSLAM MEZHEPLERİ TARİHİ" kıtabımız 650 sayfa ve dipnotlar ile desteklenerek akademik alana hitap eden ayrıntılı bir eser olmuş.
    Eserde, Mezhep, Cemaat, Fırka gibi kavramların tarihi yolculukta neye karşılık geldiği ayrıntılı anlatılmış. Kitabı okuduğum esnada ilginç bulup yanıma not aldığım bir kaç hususu paylaşmak istiyorum.
    *Şii, Harici, Sünni gibi kavramlar bugünün kavramları değil tarihi döneminde yaşanan siyasi çekişmelerin dini arenada süren versiyonu olmuştur. (Müslümanlar onlarca mezhebe, cemaate, tarikata bölünmüştür ve bölünmeye de devam etmektedir. İşin ilginç yanı, Kur'an uyarısına rağmen her grup kendisini, " kurtuluşa erecek gerçek fırka" olarak görmekte, ..
    Ancak hemen belirtelim; Hz Muhammed'in sağlığında ne mezhep, ne cemaat, ne de tarikat vardı. S.14)
    *İslam'da "MEHDİ /MESİH " yoktur! İslamın özünde Mesih-Mehdi"inancı yoktur. Kur'an kendisinin "Mehdî' olduğunu belirtmektedir.
    *KERBELA OLAYI; dönemin siyasi çekişmesinin doğurduğu bütük bir trajedidir. (Hüseyin'i Kûfe'ye çağıranlar da, öldürenler de, ya da gözlerinin önünde öldürülmesine seyirci kalanlar da Kûfelilerdir.s.192)
    *DÜRZİLİK KÜFÜR DEĞİLDİR!! Bu Mezhep Fatîmilerin altıncı halifesi Hakîm Biemrillah’ın İnsanüstü Allah sıfatında görünen biri olduğuna inan insanların olduğu marjinal bir inanç topluluğudur.
    * NUSAYRİLİK ; Arap Aleviliği : Nusayrilikte Hz Ali sıradan bir insan değil Allahın bir anlamda yeryüzünde göründüğü surettir. İslam'ın özelikle Şii yorumu yanında, sufîlik yoluyla sızmış gnostik ve Yeni Eflatuncu, hatta Manici ve Budacı unsurların yanında Sabiilik, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi inanışların da tesiri bulunmaktadır.
    * (Y)EZİDİLER; Müslüman Mahallesinin Marjinal Çocukları; İslam coğrafyasında en fazla sıkıntılar yaşayan ve İslam içinde bir yapı mı ayrı bir inanç mı oldu tartışmaları
    *BAHAÎLİK, aykırı Şii Mezhep; İranda 19. Asırda ortaya çıkan Mirza Hüseyin Ali BAHAULLAH’ı adıyla peygamber hatta Allahın mazharı gören inançtır.
    *VAHHABİLİK; Osmanlı son döneminde ortaya çıkan ve bugün Arabistanın resmi mezhebi Vehhabiliğin çok aykırı tutum ve davranışları ile ilgili değerli tarihi biligiler mevcuttur.
    *KIZILBAŞ; 16. Yüzyılda Safevi Şii yanlısı Türkmenlerin taktığı kırmızı başlığın bir inanç dairesi kesimin simge ismine dönüşmesi süreci anlatılmaktadır. Şii inancın Osmanlıda kırsal kesimde göçebe Türkmenler arasında nasıl yayıldığı ve devletin hışmına maruz kaldığını görüyoruz. Bektaşilik ise Yeniçer Ocağında faaliyet yürüten ve devlet yönetiminde tanınan bir mezheptir. Alevilik kırsal kesimde yaşayıp devletin baskısını yaşarken , Bektaşilik ise şehirde devlet ile ilişki yürüten devletin gözünde meşru bir mezheptir. Bektaşiliğin devlet gözünden düşüşü 1826 Yeniçeri Ocağının tasfiyesinden sonra olacaktır.
    *Post Modern Mehdi; Kadıyanilik, Mirza Gulam Ahmed'in mehdilik, Mesihlik ve Nübüvvet iddiaları üzerine bina edilmiş şahıs merkezli dini bir harekettir. Hindistan'da İngiliz sömürgesini meşru gören ve bu nedenle İngiliz hükümetinden destek gören bir yapıdır.
    *Sünnilik, İslam'ın bir tür anlaşılma biçimidir; üstelik sınırları en belirsiz olan, en son kurumlaşan bir anlaşılma biçimidir. Bütün mezhep ve meşrepler, İslam'ın anlaşılma biçimindeki farklılaşmalarin tezahürlerinden başka bir şey değildir. ADI NE OLURSA OLSUN HİÇ BİR MEZHEP İSLAM İLE ÖZDEŞLESTİRİLEMEZ.
    Kızılbaşlığin, İslam'ın içinde mi dışında mı olduğu şeklindeki tartışmalar büyük ölçüde "abesle iştigal" niteliği taşımaktadır. (s.573)
    *İslam'da doğrunun ölçüsü mezhepler değildir. Asıl ölçüt Kur'an ve mezhepler öncesi İslam'da aranmalıdır. (603)
    NOT.1; Dürzilik; (Y)Ezidilik, Bahailik,Kadıyanilik, Nusayrilik gibi Ortadoğu coğrafyasında tüm eski inançlardan bir şeyler alarak farklı eklektik bir inanç sistemine dönüşmüş olmalarını bu kitapta öğrendim. Bu anlamda zihnimde bu bilg,ilerin sağlıklı bir şek,ilde oturmasına vesile oldu .
    NOT.2; Günümüzde MESİH/MEHDİ olduğunu söyleyen bir çok isim mevcuttur; yakın zamanda kendi medya gücü ve kedicikleri olan Adnan Oktar, bir zamanların yere göğe sığdırılamayan kişisi Fethullah Hoca! Modern Mesih Hasan Mezarcı, yakın zamanda ölen kendini mehdi ilan eden Evrenesoğlu ve ismini sayamayacağım kadar mesih/Mehdi olduğunu iddia eden insanları görmekteyiz. Bu kitabı okuyunca tarih boyunca mesih/mehdi/ Peygamber olduğunu iddia eden birçok ismin olduğunu görmekteyiz. İşin acı tarafı ise bunların azımsanmayacak bir kesimi etraflarında toplamış olmalarıdır. Unutmayalım dün ve bugün her zaman ŞEYH UÇMAZ MÜRİTLERİ UÇURUR.
    İYİ OKUMALAR
  • Bu dünya soğuk. Rüzgâr genelde ters yöne eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. Güzel günler çabuk geçer. İçimiz hep bir hoşçakal ülkesi.
  • 156 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Sabahattin Ali çevirilerinden oluşan “Üç Hikâye” adlı eseri, kitapçıdaki çalışanın tavsiyesi ile aldım. Öyle içten tavsiye etti ki, gözlerinin içi parıldıyordu. Zaten Sabahattin Ali, çok sevdiğim bir yazardır. Aldım kitabı, iyi ki almışım.

    Eser; Sabahattin Ali’nin Heinrich von Kleist’ten yaptığı “San Damingo’da Bir Nişanlanma”, Adelbert von Chamisso’dan yaptığı “Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti”ve E.T.A. Hoffman’dan yaptığı “Duka ile Karısı” adlı üç hikayenin çevirisinden oluşuyor. Ali, önsözde 18. Yüzyıl Almanya’sındaki “romantik çığır” hakkında kısa bir bilgi veriyor. Ardından her hikâyenin başında, hikâyenin yazarı ile ilgili kısa bir biyografi verip her biri egzotik bir yerde veya çok eski tarihlerde geçen olaylar hakkında bizi aydınlatıyor. Tam da bu aydınlatmalar esnasında, Sabahattin Ali’nin biyograficiliği beni gülümsetti. Mesela E.T.A. Hoffman’ı anlattığı kısımdan iki örnek:

    “Anası ve babası onu ukala bir amcanın terbiyesine bırakmışlardı. Fakat daha çok kendi haline terk edilmiş gibiydi. Çocukluğunda bir harika, erkenden kendini gösteren bir deha diye pohpohlanmış, şımartılmıştı. “

    “Fakat hayatı yine karışıktı, kendisi gibi serseri ruhlu şair, muharrir ve aktör arkadaşlarıyla meyhanelerde sabahlıyor, zekâsını ve kabiliyetini çürütüyordu.” gibi örnekler :) Son derece samimi, öznel, sanki yazarın bizzat yanındaymış gibi anlatılan bu kısımlar beni gülümsetti ama sevgiyle. :)

    “San Domingo’da Bir Nişanlanma” şimdiki Haiti Adası’ndaki bir acayip nişanlanmayı anlatıyor ama aslında anlatılan adanın yerlileri ile ordaki Avrupalılar arasındaki mücadele. Klasik romantik bir hikâyaydi aslında. 18. Yy.da Haiti Adası’ndaki bazı tarihi meselelere de temas ettiği için ilginçti.

    “Duka ve Karısı” bir sergide görülen tablonun 1200'lere dayanan Venedik’te geçen hikayesini anlatıyordu. Oldukça sürükleyiciydi ve romantizmin temel meselesi olan “büyük tesadüfler”e dayanıyordu. Ama yine bambaşka bir ülke, çok eski bir zaman, dukalar, kayıklar, Venedik, kahin kadınlar, kan ve gül derken neticede hoş bir hikayeydi :)

    Ben esas olarak “Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti”nden bahsetmek istiyorum. Bu hikaye; fantastik, yer yer gotik, kimi zaman da komik, masalsı bir hikayeydi. Hikayenin nasıl ortaya çıktığını anlatırken Adelbert von Chamisso bizzat kendisi de La Fontaine’in bir masalında, cebinden istenilen her şeyi çıkarabilen bir adamı okuyup etkilendiğini ve oradan esinlendiğini anlatmış. Bizim hikayemizde de ne idüğü belirsiz biri, bir gül bahçesindeki dost meclisinde o an ihtiyaç duyulan her şeyi cebinden çıkarıyor: dürbün, kocaman bir şemsiye ve bir Türk halısı… Hikayenin anlatıcısı ve aynı zamanda kahramanı, bu gördükleri karşısında şaşkınlığa düşüyor. Neticede bu esrarengiz adam, kârlı bir pazarlık neticesinde anlatıcımızdan “gölge”sini satın alıp ona, içindeki altın hiç bitmeyen bir kese veriyor ve olaylar gelişiyor. Bu hikayenin (aslında masal bence) bu kadar ilgimi çekmesinin sebebi, bu hikayelerden hemen önce Haruki Murakami’nin “Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu“ romanını okumuş olmam. Her ikisinde de esas mesele “gölgesizlik”ti. Gölgesi elinden alınan bir insan ne yapar ya da neleri yapamaz, nasıl zor durumlarda kalır? İki metinde gölgenin temsil ettiği şey birbirinden farklı da olsa benzerlikleri çok büyüktü. Kim bilir, belki Murakami de Chamisso’nun bu öyküsünü okumuştur. :)
    Peter Schlemihl’in gölgesizlik serüveni beni Murakami’nin gölgesizlik serüveni romanından çok daha fazla etkiledi aslında. Üslup , dil ve anlatım bakımından elbette. Sabahattin Ali’nin pek beğendiğim o nahif üslubunun da bunda etkisi büyüktür. Ama peş peşe gelen bu tesadüfi gölge metaforu okumaları bana “Edebiyat nedir, ne değildir?”i düşündürdü. Madem masalsı birtakım acayiplikler okuyacağım, o zaman harika bir üslup, bir estetik haz isterim de isterim :)