“Kendinizi mahva sürüklemenizi seyrederken nasıl sabırlı olabilirim? Bunu size göstermek vazifem. Burada kalıp avlanıyor, zamanınızı ziyan ediyorsunuz, oysa düşmanlarınız bütün dünyayı aleyhinize çevirmekle meşgul. Naipler yarın toplanıyor. Japonya’daki daimyo’ların beşte dördü Osaka’ya çoktan vardı ya da varmak üzere. Daveti reddeden tek önemli kişi sizsiniz. İhanetle suçlanacaksınız. Ondan sonra hiçbir şey kurtaramaz sizi. Hiç değilse lejyonlarınız tarafından çevrilmiş olarak Yedo’da, evinizde olsaydınız. Burada açıktasınız. Sizi koruyamayız. Bin adam bile değiliz, üstelik Yabu-san bütün İzu’da seferberlik ilan etmedi mi? Yirmi ri’lik alanda sekiz binden fazla askeri var, onun üzerine altı bin adam da sınırlarını koruyor. Casusların söylediğini biliyorsunuz, kalyonla kaçmaya çalıştığınız takdirde sizi batırmak üzere kuzeyde bekleyen bir filosu varmış! Yine onun elinde tutsaksınız, göremiyor musunuz bunu? İşido’dan bir posta güvercini gelmesi yeter, Yabu sizi istediği an mahvedebilir. Size ihanet edip İşido’yla bir olmayı planlamadığını nereden biliyorsunuz?”
“Öyle bir şeye kalkışıp kalkışmamayı düşündüğüne eminim. Onun yerinde olsam ben öyle yapardım, değil mi?”
“Ben yapmazdım.”
“O zaman kısa sürede ölür giderdin, bunu da kesinlikle hak etmiş olurdun ama seninle birlikte bütün ailen, klanın ve bütün uyrukların da ölürdü, bu da affedilmez bir şey olurdu. Huysuz aptalın birisin! Aklını kullanmıyorsun, dinlemiyorsun, öğrenmeye yanaşmıyorsun, dilini de öfkeni de terbiye etmiyorsun! Olabilecek en çocukça biçimde yönlendirilmeyi kabul ediyor, her şeyin kılıcının keskin kenarıyla çözülebileceğine inanıyorsun. Aptal kelleni almama ya da şu andaki değersiz hayatını sona erdirmeme izin vermememin tek sebebi gençliğin, gelişme imkânın olduğuna dair eskiden beslediğim inanç.