Hani zamansız eser de rüzgar döker ya yapraklarını hani hırçınlığından şiddetinden kırar ya ağaçlar dallarını hani yalan söyler de insan yaşar ya o son pişmanlığını damla damla yaş döküp sayar ya sonun da kayıplarını işte güven böyle bir şey uçup gitti mi yüreğiniz elinizden bir daha geri dönüşü olmaz güven tek kullanımlıktır dahası olmaz.
Uzun zamandır kitap okuyamıyorum uygulamaya önceden okuduklarımı ekledim. İki aydan fazla bir süredir sadece bir kitap bitirdim ve bu durumdan çok da şikayetçi olmayışıma şaşırıyorum. Eskiden böyle bir durum olsaydı en geç iki hafta sonra tekrardan okumalarıma geri dönerdim çünkü okumadığım her gün içimden bir parça eksiliyordu ve o günü yaşamıyor hissiyatına kapılıyordum. Üç yıl önce sınıf öğretmenliğini bitirdim ve şu an bir köyde öğretmenlik yapıyorum günde 90 km gidip geliyorum çünkü kendi aile evimde kalıyorum. Gün içinde bu kadar çok şey yaparken iki sayfa kitap okumamanın derin üzüntüsünü yaşardım ama şu an bu duygudan eser yok belki de çevrede konuşabileceğin hararetle okudukları veya etkilendikleri olaylardan bahseden insanların olmayışı beni bu duruma sürüklüyordur. Açıkcası günümüz değer yargıları da çok değişti herkes paranın ve görünümlerin kölesi olmuş. Böyle bir dünyada yaşadığını gördüğünde okuduklarının da herhangi bir manası gelmiyor gibi ve sana kattığı hiçbir şey yokmuş gibi hissettiriyor. Ne diyeceğimi bilmiyorum kendimi tamamen akışına bıraktım ve kitap okumadan da yaşayabiliyormuşum ama akışına bırakmak benim karakterime biraz ters geliyor çünkü kitap okuyarak bulunduğum bu sıkıcı gerçeklikten kopup uzak diyarlardaki insanların düşüncelerini okumak bana daha keyif verici geliyordu. Çok zeki bir insan olduğumu düşünmüyorum ortalama bir insan zekasına sahibim ama insanlar arasındaki o ince detayları fark edebiliyorum ve nerede nasıl davranmam gerektiğinin farkındayım. Yani aslında evet kitap okumak insanın işine bayağı yarıyor ama istediğim o ruh yok toplumda ya da benim kuşağımda. 2000’lerin dünyasında yaşamış olsaydım belki de kendimi daha mutlu ve huzurlu hissedebilirdim. Eskiden ne kadar az okumuş olursam hayata dair o kadar kesin yargılara
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
00.20
Kendimizi bulmaya çalışıyoruz… Çoğu zaman da hayatın en parlak dönemini buna bağlıyoruz. Bir gün kendimizi bulacağımıza, o gün geldiğinde bütün soruların cevaplanacağına inanıyoruz. Fakat aklıma takılan bir şey var: Gerçekten kaybolan biz miyiz?? Bir insan ortada var olan benliğini nasıl kaybedebilir ki?? Ama belki de insanlar kendini bulmaktan bahsederken gerçekten kaybolan bir benliği kastetmiyordur. Belki de mesele başkalarının beklentileri, toplumun dayattığı roller ve hayatın gürültüsü arasında kendi sesimizi duyamamaktır. Bu yüzden bazı insanlar yıllar sonra ilk kez içlerinden geldiği gibi yaşadıklarında “Kendimi buldum.” diyorlar. Aslında buldukları şey yeni bir ben değil, uzun zamandır üzeri örtülmüş olan tarafları… Yine de bu düşünce zihnimde başka bir soruyu doğuruyor. Eğer insan kendini buluyorsa, neden yıllar boyunca değişmeye devam ediyor?? Neden dün doğru bildiğimiz şeyler bugün bize yabancı geliyor?? Neden bazı yaralar bizi bambaşka birine dönüştürüyor?? Halbuki doğduğumuz günden beri yaşadığımız her şey bizi şekillendiriyor. Tanıştığımız insanlar, okuduğumuz kitaplar, ettiğimiz sohbetler, aldığımız yaralar, yaptığımız hatalar… Bunların hepsi bizden bir parça değil mi?? O hâlde aradığımız şey ne?? Henüz hiç tanışmadığımız, olmak istediğimiz kişi mi?? Belki de mesele kendimizi bulmak değildir. Mesele, eksik olduğumuzu düşündüğümüz parçaların peşinden gitmektir… Bir dostta cesareti ararız, bir kitapta bilgeliği, bir yolculukta huzuru, bir sevgide ait olmayı… Sonra bulduğumuz her parçayı alıp kendimize ekleriz. Peki o zaman ortaya çıkan kişi gerçekten “kendimiz” mi olur?? Yoksa yıllar boyunca topladığımız parçaların oluşturduğu yeni bir insan mı?? Galiba bu sorunun kesin bir cevabı yok... Çünkü insan ne tamamen bulunduğu hâliyle kalıyor ne de geçmişinden
1000Kitap
Hestia Heykeli heykel, Manisa'daki Aigai Antik Kenti'nde bulunan ve şu anda Manisa Müzesi'nde sergilenen Hestia Heykeli'dir Heykel, Helenistik Dönem'den günümüze ulaşan, bilinen tek tam Hestia heykeli olma özelliğini taşır. Yaklaşık 2.70 metre yüksekliğindeki eser, 2004 yılında Aigai meclis binasının (Bouleuterion) enkazında bulunmuştur. Evlerin ve kentlerin koruyucusu tanrıça Hestia'yı betimleyen bu heykel, 2000 yıldan daha eskidir.
Hagia Triada lahti Bu görsel, Girit'teki Hagia Triada arkeolojik alanında bulunan ve Minoan medeniyetine ait olan ünlü lahtin bir parçasını göstermektedir. Fresk, BC 1370-1320 yılları arasına tarihlenmekte olup, ayin ve sunu sahnelerini tasvir eden bir geçit törenini resmetmektedir. Görselde, su kovaları taşıyan kadınlar ve lir çalan bir müzisyen yer almaktadır; bu lirin bilinen en eski lir tasvirlerinden biri olduğu söylenmektedir. Eser şu anda Yunanistan'daki Kandiye Arkeoloji Müzesi'nde (Heraklion Archaeological Museum) sergilenmektedir.
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam