Yaşadıkça hesaplaşmamız gereken yeni geçmişler biriktiriyoruz. Listeden yeni düştüğümüz birini çok geçmeden başka bir “dün” izliyor. Dün... Zamanın neresinde gerçekten vardık? Neresinde gördüklerimiz bir hayaldi ve biz onları gerçek sandık? Güzel olan çoğu an niçin hiç yaşanmamış gibi? Sanki bir rüya görmüşüm ve o rüyayı birine anlatmışım. Hayra yormuşuz o kadar. Tam da böyle bir his. İşte o kadar gerçek. Ya da bir düş kurmuşum. O düşe fazla inanmaktan gerçeklik duygumu kaybetmişim gibi bir duygu bu. Düşü gerçek sanmak kadar budalaca yaptığım. Geçmiş ve iyi anlar niçin bir kitap sayfası kadar yakın ve bir o kadar uzak? Gerçek nerede? Hangi hayal en gerçek olan? Yaşam koca bir düş müydü?