Deniz kenarında yosun bağlamış kayalıklar; öfkesi değilmiydi denizin dalğalari ! Peki ya suçu neydi? yeşermeye mahkum kalmış kayalıkların. Yüreğinde büyüttüğü bütün acıyı kayalara çarpa çarpa dindirdi, o kocaman deniz. Suçu sevmekmiydi kayalıkların ,cezası bu kadar acı mı olmalıydı sevdanın . Çıt çıkmadı taşlardan. Taş olsa çatlardı derler ya... kırıldı bazen un ufak oldu ama vazgeçmedi sevmekten. attı bazen kendini sevdiği için dilek tutan insan oğlunun elinden sevdiğinin yüreğine 1 seker 2 seker 3üncü de gömerdi kendini sevdiğinin yüreğine. Sevdasımıydı onu insan oğlunun ellerine sığacak kadar minicik yapan, yoksa suçumuydu sevmek . Ne zaman bitecek öfkesi denizin ne zaman son bulacak hasreti yosun bağlamış taşların. Duyduk mu çığlıklarını kendini sevdiğine feda ederek paramparça olan taşların .İnsan öldürür mü gerçekten sevdiğini yoksa sevdamıydı fedakarlığın adı.
Zümrüt aramak için her şeyini terk etmişti bu adam. Beş yıl boyunca bir irmağın kıyısında çalışmış, dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz taş kırmış, bir zümrüt parçası ararken. İşte o anda vazgeçmeyi dusunmüş, oysa zümrüdünü bulması için bir tas, bir tek taş kalmıştı. Madenci Kişisel Menkıbesi üzerine bahse girmiş bir insan olduğu için yaşlı adam işe karışmaya karar vermiş. Bir taşa dönüşüp madencinin ayaklarına yuvarlanmış. Başarısız geçen beş yıl yüzünden eziklik duyan madenci taşı öfkeyle alıp uzaklara fırlatmış. Taşı öylesine bir hizla firlatmıs ki baska bir taşa çarpan tas parçalanmış ve ortaya dünyanın en güzel zümrütü cıkmış
"Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki?" diye karşılık vermiş iyice şaşıran Oryaslar. "Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu!"
Göl bir süre sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:
"Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı oldu ğunu hiç fark etmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerin de kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum."
"İste çok güzel bir hikaye," dedi Simyacı.