Esktn

#sbtshn# Bir su damlasının sert kayalara carparak kabarcik olup yüzeye çıkarkenki halinde, sanki büyük bir umudu varmış ve her zaman kabarcık olarak yaşayacakmış gibi bir tavırla yüzeye çıkışını görürüm.ama sunu da bilirim ki çıkarken kendinden kopan parçaları ne kadar gizlemeye çalışsa da bir rüzgar, hafif bir esinti onun bütün gizliliğini, dönüşüm asamasindaki acılarını yuzume getirdiği parcaciklarla hissederim.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
#sbtshn# Canlılık belirtisi arıyoruz her seyde... Güneşin doğuşu insani yeni bir yaşam gibi algılamasını sağlarken güneşin batışı için aynı şeyi söyleyemeyiz çünkü hüzün belirtisi olarak gözükür. Ağaçların yeşermesi,ilkbaharın gelmesi, toprağın canlanması olarak görülür. 《Aslında 》biz bunu başka yerlerde de hissederiz. Örneğin etrafa dikkatle bakınca bir dağın yamacında ağaçlar ya da çiçekler olmayınca orayı sahipsiz boş olarak algılarken, ağaçlar olduğunda oranın sahibi varmış gibi algılarız ve oranın sahibinin ağaçlar olduğunu bile bile...Biraz daha dikkatle bakınca mezarlıklarda da benzer seyler görebiliriz. GOREBILECEGIMIZ! KADAR SONSUZLUĞUN BELIRTISI OLARAK, ağaçlar ya da çiçekler yine buraya canlılık katsin istemişizdir. Görmek istediğimiz gibi şekil veriyoruz. Güneşin batışı, sonbaharın gelişi hüzünlerine inat!...
#sbtshn# Kaybolmak neden ki? Neyi arıyoruz ki? Kendimizi mi? Yoksa neyi aradığımızı bilmediğimizden mi kayboluyoruz? Ben söyleyeyim mi aslında bir arayışta değiliz kargaşayı kayipligi yaratan biziz, bizim düşüncelerimiz. Arayışta olsaydık eğer er ya da geç bulurduk kendimizi ya da isteklerimizi bu kadar uzun sürmezdi o kayıplar, boşluklar, belirsizlikler... kendi tercihlerimiz bizi bize götürmek yerine bizi bizden uzaklaştırıyor. Aslimiza dönüp başlangıçta çıktığımız niyetlere bakınca işte o zaman kaybolan seyler,belirsiz düşünceler olacaktır.
...demiri nasıl tavinda dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa her kelimeyi öyle zamanında söylemek gerekiyordu.. O ani geçirince söz soğuyor, katılaşıyor, insanın yüreğine taş gibi oturuyor ve bu ağırlığı kaldırıp atmak hiç de kolay olmuyordu...
Sayfa 75