Tanrılar bile kandırılır, yalvarıp yakarmayla!
İnsanlar bir kabahat, bir günah işlediler mi,
Kurbanlar, yağlar, adaklar, şaraplarla
Yumuşatırlar Tanrıları da.
Savaşları yücelttik. Kör ve kana susamış krallar
Destansı bir müzikle tahtlarına doğru ilerlediler.
Niçin bu en asil savaşı yüceltmediniz?
Işığı bulmak için savaşmış, ancak kazanılmasına katkıda bulundukları
Bu zaferi hayal bile edememiş olanların.
Sessiz kâşiflerin, yalnız kalmış öncülerin
Mahkumların ve sürgün edilmişlerin, [bilimin] meşalesini
Nesilden nesile aktaran hakikat şehitlerinin savaşını...
Alfred Noyes, Meşale Taşıyanlar, Prolog: Gözlemevi
Devrim sonrası dönemde düşünen kafaları taşlaştıran şu toplumsal çimento tasavvurunu zihnimizden kovalım. İnsanlar insan oldukları için birleşirler, yani birbirinden uzak varlıklar oldukları için. Dil onları bir araya getirmez. Aksine dilin keyfiliği, onları tercüme yapmak zorunda bırakarak çabaları uğruna iletişime geçmeye zorlar. Aynı zamanda zeka bakımından ortaklığa sokar: İnsan öyle bir varlıktır ki, konuşan ne dediğini bilmiyorsa bunu çok iyi fark eder.
Sermaye-i irfanı yalnız kitaplardan peyda edip de mevcudat-ı hariciyeyi nazar-ı hikmet ve im'andan geçirmeyenler yalnız âlim olabilirlerse de feylosof dahi olamayacakları derkâr olup Fatma Aliye Hanımefendi ise tabîiyatı dahi tetebbu ile ahkâm çıkarırlarmış
...acı ile elde edilen öğrenme, pekala bir plan içinde gelişen ilerlemenin en ala yolu da olabilir. İbrahim, ölüm döşeğinde olan bir medeniyetin muhacırı idi; peygamberler parçalanmakta olan başka bir medeniyetin çocuklarıydılar; Hristiyanlık parçalanmakta olan Greko-Romen dünyasının acıları üzerine doğmuştu.