Beseret ger heme âlem beserem tîğ-i zenend Ne tevân berd-i hevâ-yı tu bîrûn ez ser-i mâ
Râkim bu cesur beyti yine cesaretle tercüme etti : "Sen ne zannediyorsun, Allah'ını seversen? Halkın kınamasına ve diline düştüm diye beni korkar ve senin sevginden vazgeçer mi zannediyorsun? Senin başına yemin ederim ki, cümle âlem aleyhime savaş ederek başıma kılıç vururlarsa bile senin heva ve hevesini benim başımdan dışarıya çıkaramazlar. Kanımı akıtsalar, kanımdan çıkan buhar hep senin heva ve aşkının buharı olacaktır."
O şehvet denilen şey yok mu ? Ne pisliktir, hem de gerçekten pisliktir. Aşkın güzelliği, temizliği, zihinde ve ruhta uyandırdığı harika tat şehvetle pisleşir. İnsanı hayvan sınıfına sokar. Bu hirs-u âz denilen şey insanın gözüne perde indirirdiği için insan o pis lekeyi göremez.
Ancak aynı amaca doğru omuz omuza koşmanın coşkusunu bulmak için savaşın gereği yoktu. Savaş bizi aldatmaktadır. Kin ve nefretin coşkusuna bir şey eklemez.
Neden birbirimizden nefret edelim ki?
Biz aynı gezegende dünyaya gelen, aynı geminin tayfalarıyız. Birbirimize güçlü bağlarla bağlıyız. Uygarlıkların yeni bileşimlere yol açabilmesi için birbirleriyle yarışa girmek zorunda kalabilir. Ama birbirlerini yutmaya kalkmaları iğrenç bir şey olur.