Esma ÇALBAY

Esma ÇALBAY
@esmacalbay
Bu alan, okuduğum kitapların cetelesini tutmak, okuma disiplinimi korumak ve kitaplarla aramdaki mesafeyi nesnel biçimde değerlendirmek amacıyla tuttuğum kişisel bir okuma kaydıdır.
28 Kasım
12 okur puanı
Şubat 2026 tarihinde katıldı
bir şeyin yeşermesini haddinden fazla beklemek de solmaktır aslında.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu satırları yazmama sebep olan şey, hem kendi hayatımda hem de içinde bulunduğum ortamda sıkça fark ettiğim bir durum; İnsanların anlama seviyeleri, idrak güçleri ve meselelere yaklaşım biçimleri birbirinden oldukça farklı. Birinin kolayca kavradığı bir hakikat, bir başkası için oldukça zor olabiliyor. Bu farkı görmek aslında insana hem sabrı hem de merhameti öğretiyor. Bu noktada şunu da fark ettim: Herkes aynı seviyede anlamak zorunda değil ama herkes doğruya yönelmekle ve kabul etmekle sorumlu. Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da, idrak farklılıklarının sadece bireysel kapasite meselesi olmadığı. Aynı zamanda kişinin yetiştiği çevre, maruz kaldığı bilgi kaynakları, düşünme alışkanlıkları ve hatta niyet dünyası da anlama biçimini doğrudan etkiliyor. Bu sebeple bir hakikatin farklı kişilerde farklı düzeylerde karşılık bulması, tabii bir durum olarak değerlendirilmeli bence. Bununla birlikte, İslam ilim geleneğinde “anlamak” sadece zihinsel bir faaliyet olarak ele alınmamıştır. Anlamak, aynı zamanda bir yöneliş ve teslimiyet meselesidir. Kişinin hakikati kavraması kadar, onu kabul etmeye gönüllü olması da belirleyici bir unsur. Zira çoğu zaman mesele, bilmemekten ziyade kabullenmemekten kaynaklanıyor. Nitekim ilim ehli, hakikate ulaşmanın önündeki en büyük engellerden birinin nefsin direnci olduğunu ifade etmiştir. Kibir, önyargı ve alışkanlıklara bağlılık, insanın açık bir gerçeği dahi görmesini zorlaştırabiliyor. Bu bağlamda ilim, yalnızca bilgi birikimi değil; aynı zamanda nefsin terbiyesiyle birlikte ilerleyen bir süreçtir. Öte yandan, toplumsal yapılar içerisinde de benzer durumlar söz konusu. Bir grup içerisindeki bireylerin sadece kendi bakış açılarını merkeze alması, ortak bir hakikate ulaşmayı bir hayli zorlaştırıyor. Buna karşılık, farklı idrak
Duygu ve Düşünce
Eşitlik, bazen iyi niyetli bir körlüktür. Eşit davranalım derken adalet sıklıkla incitilir. Çabalayanla çabalamayanı aynı yerde buluşturmak, kimseyi eşitlemez; sadece emeği değersizleştirir.
Bu konuda daha pesimist bir görüş benimseyen Arthur Schopenhauer şöyle der: “Her insanın doğuştan kendine özgü bir karakteri vardır. Hareketlerimize yön veren de odur. Terbiye, karakterin yönünü değiştirmez; sadece doğuştan getirilen kabiliyetlere yön verir. Kötü biri, terbiye ile kötülüğü daha iyi öğrenmiş olur. Ayrıca doğuştan iyi olan insan, kötü çevrede bile fena örneklerle bozulmaz.”

Esma ÇALBAY

@esmacalbay
·
Eflâtun'a göre insanlar soylu veya soysuz olarak dünya'ya gelir, bu durum daha küçük yaşta kendini gösterir. Soysuz doğanları bir noktaya kadar eğitmek mümkün, fakat onları soylu insanların seviyesine çıkarmak imkansızdır. Farâbi ise insanın eğitilebileceğini savunarak " Yaratılış yönünden eksik olanlar, bir işte eğitildikleri zaman,üstün yaratılışa sahip olup, o konuda eğitilmeyenlerden daha üstün olurlar." der
Yeni şeyler denemeye cesaretimiz yok değil; içimizde bir durgunluk var sadece