Bir kadının, asla sevmediği bir kocaya sadık kaldığı için pişman olmaya başladığı ve artık solmaya başlayan güzelliğinin, anaçlıkla dişilik arasında tercih yapmak için son bir şans daha tanıdığı yaşlarda bir kez daha sorgulanır, isteğin büyülü ibresi son bir kez daha sorgulanır, istediğinin büyülü ibresi son bir kez daha erotik bir macerayla tümden vazgeçiş arasında gider gelir. Kadın bu noktada, ya kendi kaderini ya da çocuklarının kaderini yaşamak, anne ya da çocuklarının kaderini yaşamak, anne ya da kadın olmayı seçmek gibi riskli bir karar vermek durumundadır. Bu tür duygular üzerinde gözlemleri güçlü olan Baron, kadında yaşam ateşiyle özveri arasındaki o tehlikeli gidiş gelişi fark ettiğine inanmıyordu
Baron hızlı ilerlemeye, ama bir yandan da hiçbir telaş belirtisi göstermemeye karar verdi. Aksine, oltaya gelen balığı çekerken misinayı kopartıp kaçmasın diye arada bir gevşeten balıkçı gibi, bu yeni tanışıklıkta dışa karşı kayıtsız görünmek niyetindeydi, çünkü aslında kadının peşine düşen kendisiyken onu kendi peşinden koşturmak istiyordu. Biraz kibirli davranmaya, toplumsal konumlarının farkını vurgulamaya karar verdi; Baron bu olgunlaşmış, güzel ve dolgun bedeni, sadece gururuyla, yakışıklılığıyla, aristokrat isminin havasıyla ve soğukkanlı davranışlarıyla elde edebileceği düşüncesiyle heyecanlanıyordu.
“Sevginin gücü eğer o anki koşullarla değerlendirilir, daha öncesinde insanın kalbinde iz bırakmış olan hayal kırıklığıyla dolu karanlık ve yalnızlık dikkate alınmaz ise o değerlendirme yanlış olur.”