Depresyonu tüm “canlılık”ıyla yaşayan biri olarak hem kendi tecrübelerimi hem de yazarın görüşlerini birlikte paylaşacağım. İlk olarak, depresyon deyince benim aklıma majör depresyonun geldiğini ve inceleme boyunca da depresyonu bu şekilde kullanacağımı söylemeliyim. İncelemem karamsar başlayacak ama mutlu sonla bitecek, o yüzden sabredin :)
Hari ilk bölümlerde depresyonun tespit edebildiği nedenlerini sıralıyor:
Anlamlı çalışmadan kopuk olmak
Diğer insanlardan kopuk olmak
Anlamlı değerlerden kopuk olmak
Çocukluk travmasından kopuk olmak
Statü ve saygıdan kopuk olmak
Doğal dünyadan kopuk olmak
Umutlu ya da güvenli bir gelecekten kopuk olmak
Genlerin ve beyindeki değişimlerin payı
Hari, 18 yaşında ilk defa doktora gittiğinde ona depresyonun beyindeki arızalardan kaynaklanan bir hastalık olduğu söylenmiş ve yukarıdaki nedenlerden veya daha fazlasından hiç bahsedilmemiş. Kusurlu bir robot olduğunu düşünerek, mekanizmada aksayan yerleri antidepresanlarla düzeltmeye çalışmış yıllarca ama bir süre iyi hissetse de bir noktadan sonra her şey başa sarıyormuş çünkü asıl sorunlar halı altına süpürülmüşler doktorlar tarafından. Ve yazarımız kusurlu bir robot olduğu hikayesinden daha fazlasına inanmamış.
Bu bana çok ilginç geldi gerçekten. Çünkü gittiğim doktorların hiçbirisi beni böyle talihsiz bir hikayeye inandırmakla yetinmedi. Yaşadığım berbat durumun nedenlerinden de bahsettiler, onlar sormasa bile ben onlara nasıl bu hale geldiğime yönelik düşüncelerim olduğunu söyledim ve anlattım.
Yazarın sıraladığı tüm nedenlere katılıyorum. Yaşantıdaki bozukluklar insanı depresyona sokuyor. Özellikle de bunların birçoğu bir araya geldiği zaman insan kendini tanıyamayacağı, zihninde ve bedeninde olup bitenlere anlam veremeyeceği bir noktaya geliyor -eğer ilk defa yaşıyorsa-. Ben de