Sonra o da yatti, sabaha karsi da agzindan ilk kez "ölüm", sözcügü çikti. Kadin da yasamaktan yorulmus gibiydi. Ben de öyleydim, dünyaya karsı korkularım, kaygilarim var; para, tavirlar, kadinlar, dersler... Düsündükçe daha fazla sabredip yasayabilecegili sanmiyordum, kadinin önerisine kolayca uydum.
"Ne yolla olursa olsun, güldürmeliyim; öyle yaparsam, o bahsedilen 'yasantinin' disinda kalsam bile önemsemezler; her durumda, insanlarin gözüne batmamaliyim; ben bir hiçim, rüzgârim, havayim"
Bu benim insanlarda son sevgi arayışımdı. Bir yandan onlardan son derece korkarken, diğer yandan bir türlü aklımdan çıkaramadım. Böylece, şaklabanlık sayesinde ince bir çizgiyle insanlarla bağımı koruyabildim. Dış dünyaya durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü.