mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okuyor

Sepetçioğlu’m kömür işçisidir,
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
Mal, haraç – mezattır,
Can, pazar – pazar.
Kırmızı, ak ve esmer,
Yumuşak ve sert buğdaları
Yaratan ellerin sahibidir bu,
Kör boğaz, nafaka uğruna,
Haldan düşmüş, tebdil gezer…

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 53 - Metis yayınları)Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 53 - Metis yayınları)
Ahmet Leman, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 6/10 puan

Neden esmer durmuştu çocukluğumuzda o yaz
Içimizi açık unuturduk oysa ve anlamazdık
Büyüdüğümüzü yazlar gitgide erken kapanırken

Ölüm Bir Skandal, Haydar Ergülen (Sayfa 93 - Kırmızı Kedi Yayınevi)Ölüm Bir Skandal, Haydar Ergülen (Sayfa 93 - Kırmızı Kedi Yayınevi)

bir köy arabası hikayesi
Bu hikayeyi Rahime'ye ithaf ederim.

Köye gidecek olan arabaya biniyorum. İki kişi var arabada. Bir kadın ve kızı. Aralarında konuşuyorlar. Anne, kızım somun ekmeği ile yağı aldın mı diye soruyor. Kız aldım aldım diye cevaplıyor. Bir süre geçiyor, kaç somun aldın, yarma ununu aldın mı diye soruyor. Kızı, beş tane aldım yarma ununu da aldım diye karşılık veriyor. Bir süre daha geçiyor. Anne, kızım aldığın eşyaları nereye koydun? Diye soruyor. Kızı, hepsini bir çuvala koydum şoför de arka bagaja koydu diye karşılık veriyor. Anneyi telaş alıyor, domatesleri en altına mı koydun, ya ezilirlerse, biberleri de mi en alta koydun? Kızı sorulardan ve annesinin gereksiz endişelerinden bıkmış gibi ''anne ben hepsini düzenli olarak çuvala koydum, domatesleri en üste koydum, biberleri de domateslerin üzerine, ekmeği domateslerin altına, yarma ununu ve yağı da en altına koydum'' diyor. Anne yerinde durmuyor, telaşlı, endişeli bir şekilde ''ya çuval devrilirse, ya çuvalın üzerine başka eşyalar koymuşlarsa'' telaşlanıyor.. Kız başını cama dayamış dışarıya bakıyor, annesinin gereksiz olarak gördüğü endişelere ve telaşa hiç kulak asmıyor. Dışarıda gelip geçenlere bakıyor.. Genç bir kız kim bilir neler geçiyor aklından, neleri hayal ediyor. Anne yerinden kalkıp şoföre gidiyor. Çuvalının üzerine herhangi bir eşya koyup koymadıklarını soruyor. Şoför, endişelenecek bir şeyin olmadığını, çuvalın üzerine de bir şey indirmeyeceğini söylüyor. Anne tekrar arabaya binip kızının yanına oturuyor, ‘’şoför endişelenecek bir şey olmadığını söylese de kızın senin gözün kulağın çuvalda olsun’’ diyor. Kızı karşılık vermiyor, başındaki örtü açılmış boynu açıkta kalmış görünüyor. Anne, ''kızım eşarbını iyi bağla saçın, boynun görünüyor'' diye uyarmayı ihmal etmiyor. Kızı rastgele düzeltiyor eşarbını. Şoför yeni gelen iki yolcuyu karşılıyor bir baba ve kızı. Baba kızını boş ve kendince güvenli, rahat bildiği koltuğa oturtuyor. Arabadan çıkarken bana bakıyor, sanki kızını her an kapacakmışım kızını her an kollarıma alacakmışım gibi bakıyor. Yüzümü başka yöne çeviriyorum. Tanıdık gelmiyorum hiçbir yolcuya. Yabancı bir köye gideceğim, elimde kamera. Kameraya bakıyor sonra yüzüme. detaylı bir şekilde beni süzdükten sonra arabadan çıkıp ihtiyaçlarını almaya gidiyor. Giderken şoföre ne zaman yola çıkacağını soruyor. Şoför, en geç yarım saate çıkacağını söylüyor. Baba, hızlı hızlı adımlarla çarşıya doğru yürümeye başladı ve gözden kayboldu. Babanın kızı ile annenin kızı konuşmaya başlıyorlar. Birbirlerini tanıyorlar. İki genç eş giriyor arabaya. Kadının kucağında küçük bir çocuk, adamın elinde birkaç poşet. Arabada oturacak yer arıyorlar, koltukların üstü eşyalarla dolu. Kadının kocası iki koltuğun üzerindeki ekmekleri, boş bidonları, satılmaya getirilmiş ama satılmamış peynir kovasını, salataları, iri bir karpuzu, yağ küpünü koltukların üzerinden kaldırıyor. Eşini camın kenarında oturtuyor. Uyku haplarını yedin mi diye soruyor. Eşi de yediğini söylüyor. Kadın, zayıf ve cılız bir kadın, kucağındaki bebek esmer. Köy kadınları arabalara alışkın olmadıkları için arabada kusuyorlar en kısa mesafede bile mideleri bulanıyor. Bunu engellemek için uyku haplarını yiyorlar arabaya binmeden ve uyuyarak geçirirler yolculuklarını. Kimisi de bir yudum gaz yağı, benzin ya da mazot yutuyor. Gözlerini kapatıp bir yudumda yutmaya çalışırlar. O bir yudumu yuttuklarında artık arabada başı dönse bile kusmazlar. Kimisi de bir yudum benzini ya da mazotu yuttuğunda anında kusarlar ve son kusmaları olur. Esmer bebek ağlamaya başlıyor, kadının başı ağırlaşıyor uyku hapından. Çocuğu kucağında bir ileriye bir geriye doğru sallıyor, dudaklarından ninniye benzer şeyler dökülüyor çocuğu susturmak için. Çocuk susmuyor, daha da ağlaması artıyor. Kadın daha da bir hızlı sallamaya başlıyor. Ama nafile, yetmiyor susmasına. Çantasından emzik çıkarıp ağzına sokuyor, bebek emziği diliyle geri itiyor yine ağlamaya devam ediyor. Kocası, süt getireyim diyerek arabadan çıkıp süt almaya gidiyor. Çocuk ağlamaya devam ediyor. Dışarıda bir ses geliyor. Şoför bir adamı arabadan uzaklaştırmaya çalışıyor. Siktirgit gibi küfürler sallıyor adama. Adam şoförün ne kadar merhametsiz ve acımasız olduğunu haykırıyor. Adam daha bir bağırmaya başlıyor, ‘’vicdansız evladı’’ diye. Şoför adama daha sert müdahale ediyor, adamı geriye doğru itiyor. Adam gözüme daha bir net görünüyor. Şoförün ittiği adam bir dilenci. Arabalara biniyor, bir yerden bir yere arabalara bedava binerek gezen bir dilenci. Belki de bütün ilçenin gencinden yaşlısına, yaşlıdan çocuğuna kadar o ilçede yaşayan herkesin bildiği bir dilenci. Arabamız bir ilçenin merkezinden diğer ilçenin merkezine ve oradan da köye geçecek olan bir araba. Dilenci de gideceğimiz ilçeye gitmek istiyor. Şoförün yanına şoförün köyünden olan muhtar gelip şoföre destek oluyor. Muhtar da dilenciyi itmeye başlıyor, ona laf yetiştirme yarışına katılıyor. Kızın babası da işlerini bitirmiş olmalı ki o da olaya katılıyor. Üçü birden dilenciyi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Dilencinin üstü başı eski elbiseler, elbiseleri yer yer aşınmış, yırtık görünüyor. Muhtar oradakilerin gözüne girmek istercesine dilenciye hakaretlerini daha da arttırıyor ama dilenci arabaya binmekte ısrarlı. Muhtar cebinden telefonunu çıkarıyor ‘’bu ilçenin emniyet amirinin numarası bende var, ben şimdi ararsam hemen gelir ve bu dilenciyi hapse atar’’ diyor gururlu bir ses tonuyla. Telefonundan numaraları tuşluyor. Şoför, ‘’gerek yok muhtarım, bu kendini bilmez dilenci yüzünden emniyet amirini buraya çağırmayalım, ayıp olur adama’’ diye ricada bulunuyor. Muhtar dilenciye bakarak buradan gitmezsen hemen ararım diye tehdit etmeye başladı. Dilenci bakıp gülüyor sonra şerefsiz diyerek geriye çekiliyor, yüzünü çarşıya çevirip uzaklaşıyor. Kızın babası, ‘’muhtarım böyle kişiler yüzünden emniyet amirini çağırmaya gerek yok ben bir yumruk atsam adam hiçbir zaman yerden kalkamaz, vursan olmuyor vurmasan olmuyor’’ diyor. Şoför, muhtar ve kızın babası aralarında daha alçak sesle konuşmaya başlıyorlar. Sigaralarını sarıyorlar. Babanın kızı annenin kızına sesleniyor ‘’Remziye biz bugün bir yere gittik çok güzel eşarplar vardı bak bu eşarbı oradan aldım’’ diyerek çantasından mor renkli üstü çiçek ve kuş desenleriyle çizilmiş eşarbını çıkarıp uzatıyor Remziye’ye. Remziye merakla eşarbı eline alıp eşarba bakıyor. ‘’Çok güzel bir eşarp, kaç paraya aldın bunu Ayşe?’’. Ayşe, biraz bekliyor, düşünüyor sonra ‘’otuz beşeydi ama bizim tanıdık orada çalışıyordu o adam bize yardımcı oldu, bunu yirmi beşe aldık’’ diyor, yüzü gözü gülümsüyordu. Remziye, ‘’yine de çok pahalı, keşke dayımın çalıştığı yerden alsaydınız on liraya satıyorlar, o eşarplar da aynen böyle’’ karşılığını veriyor. Ayşe, biraz somurtuyor, heyecanı ve zevki birdenbire kaçıyor ‘’ama o eşarplar ipekten değil, bu eşarp hep ipekten, kumaşına dokunsana ne kadar yumuşak’’. Remziye elini yavaşça dokunduruyor eşarba ‘’evet, öyle’’ demekle yetiniyor ve başını tekrar oturduğu koltuğun camına yaslıyor. Çocuk bir türlü susmuyor ağlamaktan, kocası süt almaya gitti ama bir türlü dönmedi. Çocuğun ağlama sesleri ağrıyan başıma dank ediyor, çekiç gibi iniyor başıma ağlama sesi. Kadın zorlanıyor susturmakta. Zeynep’in annesi ‘’çocuğu bana ver ben sustururum’’ diyor. Kadın çaresizliğini hissediyor, çocuğu tereddütlü bir şekilde kadına uzatıyor. Kadın, çocuğu kucağına alıyor, biraz sonra çocuk susuyor. Kadın, Allah razı olsun çocuğunu geri kucağına alıyor. Zeynep annesine hayranlık dolu bir bakış atıyor. Kadının kocası sütü almış geliyor. Eşinin yanına geçip oturdu. Çocuğa baktı, uyumuş, eşine bakıyor uyku ile uyanıklık arasında. Poşetten birkaç çilek çıkarıyor eşine uzatıyor. Eşi bir çilek alıp ısırıyor. Adam çilekleri etrafındaki insanlara da uzatıyor. Herkes alıp yemeye başlıyor. Bana da uzatıyor ‘’sağol’’ diyerek ret ettim. Adamın tırnaklarını görünce yiyesim gelmedi. Tarlada kazma kürek işinden yeni çıkmış bir hali vardı, belki de inşaattan yeni ayrılmış. Bilmiyorum. Bilmek de istemedim. Şoför gelip boş koltuklara bakıyor, beş koltuk boş. Sıcaktan bunalım geçiriyorum. Şoföre bağırarak kızamıyorum, yabancı biriyim, gelip geçen yüzüme bakıyor. İki genç giriyor arabaya, gözleri hemen arabada olan iki genç kızı görüyor. Birisi berberden yeni çıkmış gibi saçları taralı, ortasını dikleştirmiş, enseyi uzatmış. Diğeri saçlarını düz bir şekilde yana taramış. Ellerinde son model telefonlar boş buldukları koltuğa gelişi güzel oturuyorlar. Kulaklarında kulaklık ve üzerindeki elbiseler şık görünümlü pazardan alınmış ucuz tişörtler ve bitpazarından alınmış dar paçalı, dizleri yırtık paltolunlar. Dönüp bana bakıyorlar, başımı başka yöne çeviriyorum. Saçları dik dik olan genç telefondan kızlarla çekmiş olduğu fotoğrafları arkadaşına gösteriyor. Göz ucuyla gizli gizli bakıyorum. Fotoğrafın birinde beş kişi var ikisi erkek üç kız. Kızlardan birinin fotoğrafını yakınlaştırıyor, vücut hatları üzerinde geziyor parmağı. Saçları dik dik olan genç, arkadaşına ‘’bunu tavladım kanka’’ diyor. Diğer düz saçlı genç, heyecanlı ve meraklı bir şekilde ‘’nasıl tavladın kanka bu at gibi kızı’’ ? Saçları dik dik olan genç ‘’çok şükür tipimiz yerinde’’ diyor mağrur bir ifadeyle. Aralarında pısır pısır konuşuyorlar. Saçları düz olan genç şehirde kız tavlamamışlığı her halinden belli ki önündeki koltukta oturan Ayşe’yi göstererek yüz ifadesiyle ‘’bu nasıl kanka’’ diyerek saçı dik dik olan kankasına danışıyor. Kankası, ‘’taş gibi, iyi gider’’ diyor. Seviniyor kendi içinde, sevindiği her halinden belli. Köylü kızına kolay lokma olarak bakıyor. Biraz daha konuşuyorlar aralarında sonra arabadan inip kızların tam görecekleri yere geçip Parliament paketinden sigara çıkarıyor düz saçlı adam ve arkadaşına da uzatıyor. İçip gülüşüyorlar, sigarayla o kızları tavlayacaklarını düşünüyorlar.

Arabada iki kişilik yer boş, şoför dönüp dolaşıp o yere bakıyor. Çıkmamız gerekirken hala gelecek olan müşterileri bekliyoruz. Şoförün telefonu çalıyor, telefonda konuşuyor. Telefonu kapattıktan sonra müşterilere dönüp ‘’falan filan kişiler gelecek artık onları beklemek zorundayız’’ diyor. Yolculardan oflama sesi yükseliyor, pek de yükselmiyor aslında. Şoföre ayıp olur gibi bir düşünce olmalı herhalde. Herkes birbirlerini tanıyorlar. Bir ben yabancıyım aralarında. On dakika sonra iki yaşlı erkek ve kadın geliyor. Dört kişiler, nereye oturacaklar diye bir korku sezmiyorum. Çünkü yabancıyım ve tanıdıkları olan iki genci yerinden kaldırırlar diye düşünüyorum. Öyle oluyor, iki genç kalkıyor yerinden. Diğer iki koltuğa yığılmış çuval ve poşetleri şoför kendinden emin bir şekilde yerinden kaldırıp ara koridora düzenli bir şekilde indiriyor. Çuval ve poşetleri alıp indirip yerlerinde sağlam olduklarından emin olana kadar en az üç kez dikkatli bir ifadeyle bana bakıyor. Nihayet içinde duran soruları bozuk Türkçesiyle benimle konuşmaya başlıyor ‘’sen kimsin genç, nerden geldin nereye gidiyorsun’’ diyor. Herkesin başı benden yana dönüyor, gözlerime bakıyorlar, şaşırıyorum kısık bir ses çıkıyor ağzımdan ‘’abi ben, şu köye gideceğim’’, şoför bana bakıp ‘’oralı mısın’’ – evet oralıyım diyorum. Şoför gülümsüyor ‘’oğlum niye o kadar yabancı duruyorsun, kimseyle hoşbeş etmiyorsun’’ diyor. ‘’Abi ben kimseyi tanımadığım için susuyorum’’ diyorum, şoför gülümseyerek çıkıyor arabadan. Önümde duran yaşlı amca saçları dik dik olan gence bakıp ‘’bu ne biçim saç oğlum, gavurlar gibi olmuşsun’’ diyor. Diğer amca sitem etmeye başlıyor ‘’bunların gominist oldular, bizim orada okuyan kaç kişi varsa değişiyor, saçlarına sakallarına şekil veriyorlar. Allah ıslah etsin hepsini’’ diyor ve devam ediyor kendi kendine. Gençler gülmekle yetiniyorlar ardından telefona tekrar gömülüyorlar. Şoför ön koltuğa geçip orta kapının tuşuna basıyor, kapı kapanıyor. Arabanın içi çuval ve poşetlerle dolu, teyipten bir dengbej parçası çalmaya başlıyor. Yola çıkıyoruz…https://www.youtube.com/watch?v=mMSwgG4UOWo

Figen, bir alıntı ekledi.
16 saat önce

... Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.

Son Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 13 - Yapı Kredi Yayınları)Son Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 13 - Yapı Kredi Yayınları)

Mazi Kalbimde Yaradır
"Geç kalmış, yolunu şaşırmış,bir serseri bulup dedimdi göğümü karartan.
Esmer bir imkansızlıkmış meğer geçmezmiş, bilemedimdi..
Lal bir masal sen ve ben ihtimali..
Dilsizlerin elleriyle gözsüzlere anlattığı..
Aşk, santim santim budanmakmış gençliğinden,çarçabuk öğrendimdi..
Ruhumu patlatan bir sevdanın fitilini şuracıkta çektimdi..
Tam şuracıkta.
İnsanların ömür dediği yerde...
Ilık ılık akıyorsa damarlarım şimdi sana,hayra yorma!
Kavuşmadan kapanmaz göğsümdeki bu yara!"

Simurg (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
25 May 10:17

Öteki masada iki işçi çocuk, ne güzel yemek yiyorlardı. Ne güzeldi esmer yüzleri. Belki masallarda bu kadar güzel yüzlü insanlar yoktu.

Havada Bulut, Sait Faik AbasıyanıkHavada Bulut, Sait Faik Abasıyanık
Şilan Yıldız, bir alıntı ekledi.
25 May 02:52 · Kitabı okudu

"...Dünya değişiyor dostlarım.Günün birinde gökyüzünde,güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz.Günün birinde yol kenarlarında,toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremiyeceksiniz.Bizim için değil ama,çocuklar,sizin için kötü olacak.Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük.Sizin için çok kötü olacak.

Son Kuşlar, Sait Faik AbasıyanıkSon Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık
Gökhan Kaygısız, bir alıntı ekledi.
25 May 00:01 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Ve ben, biliyormusun ki, seni düşünmeden; omuzlarının üs­tündeki siyah saçlannla, tuzlu su incileriyle kaplı esmer teninle, sı­rılsıklam giysilerinle ve kuma gömülen pembe tımaklı beyaz ayağınla dalgaların içinden çıkışını hayal etmeden bir gece bile geçirmedim ve bu görüntü hala içimde, ve hala kalbime fısıldıyor? Ah! Hayır, her şey boş!

Bir Delinin Anıları, Gustave Flaubert (Sayfa 92 - Sel yayıncılık)Bir Delinin Anıları, Gustave Flaubert (Sayfa 92 - Sel yayıncılık)