Es

Sabitlenmiş gönderi
Kahramanların gerçeği
Kahramanlık sıklıkla yanlış anlaşılan, hayret verici bir şeydir. Hepimiz onu anladığımızı sanırız çünkü tohumlarını kendi içimizde görmek isteriz. Aslında sırrın bir parçası da odur. Kahramanların -başkaları uğruna canlarını riske sokan, büyük zorluklara göğüs geren, en yüksek platformdan atlamaya karar vermiş şampiyon bir dalıcının özgüveniyle tehlikeye bodoslama dalan kimselerin- öykülerini bir araya toplarsanız ortak noktalarla karşılaşırsınız. Aslına bakılırsa iki tanesiyle. Bunlardan ilki kahramanların eğitilebildikleridir. Bir devlet veya ordu tarafından değil de direkt kendileri tarafından. Kahramanlar ne yapacaklarını düşünmüş ve onu yapmak için çalışıp çabalamış insanlardır. Kahramanlık çoğu kez bir ömür dolusu hazırlığın görünüşte tesadüfi sonucudur. Fakat o kahramanlara canlarını neden riske soktuklarını sormak isterseniz bunu bir kalabalığın önünde onlara madalya verirken yapmayın. Çünkü işin aslı şudur ki yaptıkları şeyi muhtemelen ülkeleri için, hatta ülküleri için yapmamışlardır. Farklı farklı kültürlerde, çağlarda ve ideolojilerde savaş kahramanları hep aynı basit motivasyonu bildirmişlerdir. Yaptıklarını dostları için yapmışlardır. Yıkımın kuduruk anarşisindeyken davalara ve krallıklara sadakat, kargaşaya yenik düşme eğilimindedir. Fakat insanlar arasındaki bağ... Eh, işte o çelikten daha sağlamdır. Kahramanlar yaratmak isterseniz onlara uğruna savaşacakları bir şey vermeyin. Uğruna savaşacakları birilerini verin.
Sayfa 323 - Ciltli Basım·Kitabı okudu

Es

, bir kitap okudu
8/10
·256 syf.·
2026 13. kitabı
Sabahattin Ali
8.2/10 · 208,5bin okunma
Daha sarp yollardan yürüyen fakat buna mukabil insan denecek bir insan olmak isteyenler de var… Belki pek az… Ama var… Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir. Bu söylediğim gibilerin az ve henüz kendilerini tam göstermemiş olması, günün birinde iyinin, doğrunun ve kıymetlinin hâkim olacağından ümidi kesmeyi icap ettiremez… Bugün şurada burada teker teker yaşayan ve çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet olacaklar ve en kuvvetli silahı, haklı olmak silahını ellerinde tutacaklardır.
Bu adamların hepsi büyük bir tezat ve ikilik içinde çırpınıyorlar. Hiçbiri sırtında taşıdığı ve muhafazaya mecbur olduğu mevki veya paye ile ahenk hâlinde yaşamıyor. Kafaları, zekâ itibarıyla olsun, yarım yamalak bilgileri itibarıyla olsun, merhamete muhtaç bir hâlde. Şahsiyetleri kırpıntı bohçası gibi. Her şeyleri iğreti, her vasıfları, her kanaatleri iğreti… .. bu efendilerin hiçbiri kendisi değildir. Fikir diye ortaya attıkları her şey, kafalarına rastgele doldurdukları hazmedilmemiş, acayip, birbirine zıt bilgilerin tahrip edilmiş şekillerinden ibarettir. İşte bunun için ben bu yarım, bu iğreti, bu zavallı ve gülünç adamlarla ahbaplık etmekten sıkılıyorum. Siz onları uzaktan bir şey zannettiniz, fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz… Hiç hayret etmeyin… Hatta onların küstah ve mütecaviz hâllerini bile mazur görün… Çünkü alelade bir insan bile olmadıkları hâlde kendilerine bir de münevver insan payesi verilince ve hayattaki mevki ve itibarlarını kaybetmemek için bu sıfatı akla hayale gelmeyecek hokkabazlıklarla muhafazaya mecbur kalınca, pek tabii olarak dalavereci olacaklar, ahlaksızlaşacaklar ve mütemadiyen birbirlerinin kıymetsizliklerini ortaya vurarak kıymetsizliğin esas olduğu kanaatini uyandıracaklar… Bereket versin herkes böyle değil… Daha sarp yollardan yürüyen fakat buna mukabil insan denecek bir insan olmak isteyenler de var… Belki pek az… Ama var…
Ömer içinde birdenbire sevince benzer bir şey parladığını hissetti ve gene bir anda bu histen dolayı müthiş bir utanma duydu. Bu ölümü kendisine yardım edecek bir hadise olarak telakki etmenin pek dürüst bir şey olmadığını düşündü. Fakat içimizde, bizim “ahlak” tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir “hesabi” tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.
Alıntı