İçimdeyse, elbette, her zaman olduğum gibiydim ve insanların zorbalıkları ve kendine güvenlerine karşı hissettiğim şüphe, dehşet ve endişe azalmamıştı. Dışarıdan insanları ifadesiz bir yüzle selamlayabileceğim noktaya yavaş yavaş ulaşmıştım sadece.
Farklı görünsek de- ikimiz de bu insan dünyasının işleme şeklinden koptuğumuz ve ikimizin de kafası karışık olduğu için- aynıydık. Bizi ayıran temel fark ise, benimkinden farklı olarak, onun soytarılığının tamamen bilinçsiz olması ve kendi trajik doğasından tamamen habersiz olmasıydı.
İnsanlara karşı her zaman korku dolu bir ürperme hissettiğim ve insan gibi konuşma, insan gibi davranma yeteneğime hiçbir şekilde güvenmediğim için tüm korku ve endişelerimi toplayıp göğsümün derinliklerinde bir kutuya sakladım. Melankolimi ve öfkemi gizlemek için büyük çaba sarf ettim ve bunun yerine kendime masum bir neşe havası geliştirmeye adadım. Böylelikle yavaş yavaş eksantrik bir soytarıya dönüştüm.