Kırlangıçlar yoklar artık, yuvaları boş, vıcırdaşmıyorlar. Kartallar yücelerde dönüyorlar ya, sesleri yok, fışılamıyorlar.
Kırmızı yılanlar, böcekler, uzun kefenli adamlar, sarı itler, mezarlıkta her gece uluyan köpekler.... Her şey silinip gitmiş.
Hiç hiçbir şey yok...
Hasan çay boyunca yürüyordu. Yürüyor karmakarışık düşünüyordu. Belki düşünmüyor düşlüyordu. Gözlerinin önünden hızla bulut gölgeleri kayıp uzaklara, mor Toros dağlarına akıyorlardı. Yanından yürüdüğü su durgundu. Üstünü tozlar, samanlar örtmüştü.