Esra Gönüllü

Esra Gönüllü
@esra_gonullu
İyi dostlar biriktirdim; hepsi raflarımda... Instagram hesabım; instagram.com/esra.gonullu
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 12:01
"Hayatta Kalanlar" kitabı için "Malma İstasyonu kadar etkileyici değil" diyenler çok olmuştu, iyi ki onları değil de kalbimi dinleyip okumuşum bu kitabı. ️ Aslında bir yönüyle anlıyorum bunu diyenleri. Çünkü yazarın dili Malma İstasyonu'nda çok daha net, duygular şeffaf, travmalar bir bir dökülüyor önümüze ve sürüklenip gidiyoruz hikâye ile birlikte. Ama Hayatta Kalanlar'da durum biraz daha farklı. Ebeveynini kaybetmiş yetişkin üç erkek kardeşin, annelerinin vasiyet mektubu üzerine birlikte çıktıkları uzun bir yolculuk temelinde gün yüzüne çıkıyor her şey. Bu esnada birbirleriyle ve geçmişleriyle olan yüzleşmeleri, kırık hatıralarla dolu çocukluk yıllarına uzanışları ve birbirleri arasında aslında hep olan, o görülmeyen gerilim... Ve Benjamin... Ana karakterimiz. Kardeşlerden en hassas, en duygusal olanı ve bunun tatsız bir getirisi olarak hayatta en çok üzüleni... Kitabın anlatımı iki zamanlı; bir geçmişten bir günümüzden anlatarak ilerliyor yazar fakat zaman geçişleri biraz belirsiz, bu da odaklanmayı güçleştiriyor. Yine de hikâye sizi alıp götürüyor, merak etmeyin. Kitabın ortalarında "Eğer bu şekilde sadece anılara odaklı devam ederse bu kitabı amaçsız bulacağım" diye düşünmüştüm; fakat bir yandan da yüzeyin altında hep bir şeylerin kaynadığını, ne olduğunu asla tahmin edemediğim o şeyin, kitabın kapağını kapattığımda yüzüme bir tokat gibi ineceğiniı, beni omuzlarımdan tutup sarsacağını hissediyordum. Eksik hissetmişim. Bunları yapmakla kalmayıp bir de kalbimi ezdi, geçti. Sıradan bir aile trajedisi ve tatsız anılarla dolu, birbirinden kopuk aile fertlerinden ibaret gibi görünen tablo, aslında saklı duygular, ifade edilemeyen ve çöp kutusuna atılan cümleler, görmezden gelinip, konuşulması gerektiği halde halı altına süpürülen koca bir travmadan mürekkepmiş
Hayatta KalanlarAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20252,118 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2025 79. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2025 01:53
"Hayatın tamamı bir alıntı derlemesidir, diye düşünüyordu. Ve hemen peşinden de aklına şöyle bir soru takılıyordu: Peki ama onun editörlüğünü, eleştirisini kim üstlenecek?" Üstkurmaca sever misiniz? İyi yazılmış ise ben bayılırım! Javier Cercas'ın bu türün çok iyi bir örneği olan "Saplantı" isimli kitabından bahsedeceğim şimdi biraz size. ️ Kitabın ana karakteri, aynı zamanda hukuk danışmanlığı da yapan bir yazar. Yazma eylemini kendine öyle bir takıntı haline getirmiş ki, çevresindeki insanları yazdığı kitap karakterlerine entegre etmeye çalışıyor. Yalnız başına yaşadığı apartman dairesinde bir yandan romanını tamamlamaya çalışırken, bir yandan da komşularının özel hayatlarına kafayı takıp, her birini eserine malzeme yapmaya kararlı. Kimi incitir, kime zarar verir, kimi rencide eder umurunda değil, etrafındaki her insan onun için yalnızca bir materyal. Tek saplantısı kişileri ve olayları yönlendirerek romanını ilerletebilmek. O kadar soğukkanlılıkla yapıyor ki bunu, tüylerimiz ürperiyor. Komşularıyla bu amaç için kurmaya çalıştığı diyaloglar ve kafasında kurguladığı, kitabıyla ilişkilendirdiği olaylardan ötürü bizi hem dehşete düşürüyor, hem de gerilim filmi izliyor gibi hissettiriyor bize. Ve sona yaklaştıkça gerçek ile kurgu öyle iç içe geçiyor ki, okuduğumuz şeyin ne kadarının yaşandığını, ne kadarının zihinsel kurmaca olduğunu asla kesin olarak bilemiyoruz. Miguel de Unamuno'nun "Sis" kitabını anımsattı bana bu kitap. Bu vesile ile onu da yeniden tavsiye etmiş olayım. Kısa, fakat çok sarsıcı bir metin. Yazarın ilk kitabı olduğu ve 25 yaşında yazdığı söyleniyor, müthiş bir yetenek! Es geçmeyin, okuyun bu kitabı.
SaplantıJavier Cercas · Everest Yayınları · 2016698 okunma
10/10
·438 syf.··
Beğendi
·
2025 72. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Kasım 2025 19:52
"Geçmişime, geleceğime, hayatımın bütün zamanlarına bakıyorum ve zamanın bir erozyon olduğunu düşünüyorum. Zaman üstümüzden geçiyor, bizi ve her şeyi incecik rendeliyor, her șeyi toza dönüştürüyor." En sonda yazmam gerekeni en başta yazıyor olabilirim fakat umurumda değil: Her kitabını çok severek okuduğum Ayfer Tunç'un en sevdiğim kitabı oldu "Annemin Uyurgezer Geceleri". Annesi ve anneannesi ile birlikte yaşayan Şehnaz, ömrünün son demlerinde bir tür "unutamama" hastalığına yakalanıyor ve bunun nedenini hikâyesini anlatarak açıklıyor bizlere. Üniversitedeki hocası ile tam otuz yıl süren, adına aşk dediği ve bir tür hastalık ve bağımlılık olduğunu geç anladığı yasak ilişkisini okuyarak giriyoruz hikâyenin içine. Aralarında sınıf farkı olduğunu düşündüğü evli olan hocası ile uzun yıllar dolu dizgin yaşadığı bu ilişkide hep kendinden ödün verip, kendini ezik hissettiği için, âşıklıktan köleliğe evriliyor statüsü bir nevi. Aşk hayatı kendisini yeterince mutsuz etmiyormuş gibi bir gece annesinin uyurgezer olduğunu fark ederek, anlattıklarına d*hşet içinde tanık oluyor Şehnaz ve hikâyenin seyri işte bundan sonra değişiyor. Çünkü annesinin yeni keşfettiği bu durumundan dolayı, inanılmaz aile sırları dökülüyor üzerine. Geçmişiyle, ebeveyniyle, hatta üst kuşaktan atalarıyla ilgili doğru bildiği yanlışlar boca ediliyor üzerine. Ne ile baş edeceğini bilemez halde, hayatın kendisine üst üste attığı tokatlarla kalakalıyor genç kadın. Bir elinde netlik kazanan yeni gerçekler, diğer elinde öğrenemediği ve aslında öğrenmek de istemediği belirsizliklerle ne yapacağını bilemiyor... Bir yanda bir narsistin elinde aşk kisvesi altında manipülatif darbelerle heba olan bir ömür, yitirilmiş özsaygı, çevreden maruz kalınan zehirli ok misali bakışlar; diğer yanda dört kuşak kadının
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20266,9bin okunma
10/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2025 69. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2025 17:29
Bir kitap okudum ve bu kitap beni başından sonuna kadar hipnotize etti! Çok net söyleyebilirim ki uzun zamandır okuduğum kitaplar arasında beni en çok edebiyata doyuran ve bu yılki okumalarımın en nitelikli olanlarındandı! ️ Kitapta karakter sayısı az fakat anlatım şekli öyle muazzam bir derinliğe sahip ki, insanın ne kurgu, ne de olay akışı beklentisi oluyor. Ancak yazar, kurgu konusunda da bir o kadar hünerli olduğunu kanıtlıyor okura. Birkaç yıldır her sabah aynı kafede rastladığı, kendince "kusursuz çift" olarak isim taktığı evli bir çiftin bir gün aniden ortadan kaybolmasını kafaya takan Maria'nın ağzından dinliyoruz hikâyeyi. Bir zaman sonra anlıyor ki, aslında çiftin başına bir felaket gelmiş, erkek olan korkunç bir c*nayete kurban gitmiştir. Maria çok üzülmekle birlikte bir anda o güne kadar hiç konuşmamış olduğu bu çiftin başına gelenlerin merkezinde bulur kendini. Sonrası gizem, gerilim ve belirsizlik... Dul kalan ve hayata küsmüş kadın ile tanışıp, bir anda hayatının bambaşka bir boyuta evrilmesine neden olan Maria'nın içsel monologlarını aktardığı gibi, yaşam, ö*üm, c*nayet, aşk ve kıskançlık temalarını kusursuz biçimde işliyor yazarımız. Kitap baştan sona gizemli bir atmosfer içinde geçiyor ve okuru sürekli sorgulatıyor işlediği temalar üzerine. Son sayfasına kadar merakım bir an olsun dinmedi. Başta evet kurgu ile ilgili bir beklentim yoktu fakat inanın kurgu da benden tam not aldı. Felsefi ve edebi yönü çok güçlü, çizmeye doyamadığım satırları son derece etkileyici ve hikâye bütünüyle sarsıcı! Ruhsal çözümlemeler konusundaki ustalığı da tartışılmaz yazarın. Ayrıca bunca maharetinin üzerine kurgu üzerinden Balzac'ın Albay Chabert ve Dumas'ın Üç Silahşor isimli romanlarına yaptığı atıflar da çok başarılıydı. Varoluşsal soruları/sorgulamaları, uzun ve
KarasevdalılarJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 20221,113 okunma
Puan vermedi·307 syf.··
2025 67. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 16:08
Üstkurmaca sever misiniz? Ben severim, fakat bazıları biraz fazla yorucu oluyor sanki. Bu kitabı okumaya başlarken hissetmiştim yorulacağımı esasen, ama sadece kullandığı anlatım biçimi için bile okumaya değer buldum. Eh, pek de yanılmış sayılmam. :) Evet, bildiğiniz üzere kitabın içinde hiç "e" harfi yok arkadaşlar. Ne orijinalinde, ki Fransızca'da en çok kullanılan sesli harf "e"dir, ne de Türkçe çevirisinde bu harfe rastlayamazsınız. Gelelim konusuna. Anton Voyl (Türkçe çevirisinde Anton Ssliharf) bir gün ansızın ortadan kaybolur ve arkadaşları onu aramaya koyulur. Burada hemen belirtmek isterim, ana karakterin soy ismi "Ssliharf" olarak çevirildiği için acaba "Voyl" kelimesi de eksiltilmeden önceki haliyle sesli harf manasına mı geliyor diye düşünüp bunu araştırdım ve bingo! Evet, Fransızca "voyelle" olan ve sesli harf anlamına gelen bu kelimeden e harfleri düşürülünce Voyl şeklinde kullanılmış. ;) Neyse, hikâyemize dönelim. Arkadaşları Anton'u bulmak için çaba sarf ederlerken türlü çeşit bela ve lanete denk düşerler ve olmadık işler başlarına gelir. Fakat düş ile gerçeğin iç içe geçtiği, kurmaca içinde kurmaca varmış gibi hissettiren ve birçok karakterin bir anda sahneye çıktığı bu bölümler hiç de kolay okunmuyor arkadaşlar. Yeni kitap okuma alışkanlığı edinmiş bir okur için asla önermem, çünkü hayatı boyunca kitap görmek istemeyebilir. :) Ancak burada kitabın kurgusu ve olay örgüsünden ziyade yazılma biçimi bizim için önemli olduğundan dolayı ona odaklansak iyi olur. Perec hakikaten bir kelime cambazı! Hikâye giderek ana karakter ve "e" harfi ile birlikte anlamını yitiriyor, belleğin ve dilin kayboluşunu gözler önüne seriyor ve roman adeta kendi kendini yok ediyor. Yazarın buradaki amacı, İkinci Dünya S*vaşı'nda annesinin toplama kampında kaybolması ve sonunda
KayboluşGeorges Perec · Ayrıntı Yayınları · 20181,319 okunma