Ama, diye düşünüyor, Latin Amerika'nın edebiyat ile günlük hayat arasındaki sınırları kaldıran o büyülü havası bu ülkede yok. Köklü geçmişin mayası yok. Direnişin masalsı ruhu yok. Hayatın hem içe hem dışa doğru açılan kapıları burada yok. Burada vasat bir cetvel ile çizilmiş sınırlar var. Burada Lucas olamazsın, ancak iriyarı ve sıkıcılık derecesinde gerçek bir Rıfat olursun. İçinde senden beklenenlerin dışında hiçbir şey yoktur, maceralar yoktur derken çıngırak savruluyor, dükkanın kapısı hızla açılıyor, içeri biri kadın üç direnişçi giriyor. Rıfat, hemen anlıyor, biber gazından
gözlerini zor açıyorlar.
''Polis peşimizde! '' diyor içlerinden biri ya da sanki bu iki kelimeyi öksürüyor. Rıfat onları önce tezgahın arkasına alıyor hemen. Sonra her birini çabucak bir kitabın içine yerleştiriyor. Dışarıdan belli olmasın diye kalın kitapları seçiyor. Direnişçiler hiç yadırgamıyorlar kitapların içine girmeyi, çünkü zaten her biri oradan, o sayfalardan çıkmış. Kapı
aniden tekrar açılıyor, içeri gaz maskeleri ve coplarıyla polisler giriyor.
''Nereye saklandılar!'' diye bağırıyor bir polis, ''Buradalar biliyoruz !''
Rıfat müthiş sakin, ''Direnişçileri gerçekten bulmak istiyorsanız," diyor raflarda dizili kitapları göstererek, "bütün bu kitapları okumanız gerekecek! ''
youtu.be/SjSwRQHCvd8
Sevgilisi Rıfat'ı terk edeli aylar olmuş, Rıfat hala sevgililermiş gibi konuşuyor ve konuşmasındaki dokunaklı tonda bu zaman farkından ileri geliyor:
- ''Ben senin koruyucunum sevgilim. Ben senin gözlerini ufka dikmiş gözcünüm. Belli belirsiz bir toz bulutu gördüğümde ya da bir gölgenin uzayıp kısalarak yer değiştirdiğini; atların nallarıyla toprağı sarstığını hissettiğimde, düşmanların yaklaştığını, tehlikenin yakın olduğunu haber veririm sana, çünkü çok zor kurduk biz seninle dünyamızı.
Ama morsalkımların açtığını da haber verebilirim, mandalinanın çıktığını ve Reha Erdem'in yeni filminin sinemalara geldiğini de. Hemen iki bilet alalım. Sayımız hızla azalıyor sevgilim.''
Barış Bıçakçı - Seyrek Yağmur