Oblomov, ‘’Ya şimdi ya hiçbir zaman,’’ sözünü düşünüyordu. Aklının ve iradesinin bu umutsuz çağırışı karşısında kendisinde artakalan gücü ölçüyor, onunla ne yapabileceğini hesaplıyordu.
O an hepimizin iki muazzam kuvvet arasında seçim yapma şansı olduğunu hissettim - ya parçalanma, ya akış. Parçalanma sizi küçültüyor, yüzeyselleştiriyor, asabileştiriyor. Akış ise büyütüyor, derinleştiriyor, sakinleştiriyor. Parçalanma bizi büzüyor. Akış ise genişletiyor. Kendime şu soruyu sordum: Yavan ödüller için dans ederek dikkat becerisini körelten bir Skinner güvercini mi olmak istiyorsun, yoksa Mihaly’nin sahiden önem taşıyan bir şey buldukları için konsantre olabilen ressamları gibi mi?
Gelgelelim maruz kaldığımız enformasyon
miktarında ve bu enformasyonun geliş hızında meydana gelen muazzam artışın bir bedeli olmadığını söylüyoruz kendimize. Bu bir yanılgı: “Çok yorucu hale geliyor.” Daha önemlisi, “Her şeye yetişmeniz, her dakika e-posta göndermeniz gerektiğinde derinliğe ulaşacak zamanınız olmuyor. İlişkilerde derinlik için de zaman gerekiyor. Kendinizi adamanız gerekiyor. Dikkat göstermeniz gerekiyor, değil mi? Derinlik gerektiren her şey zarar görüyor. Yüzeye doğru çekilip duruyoruz.”