Hristiyanlık tarihinde çok iyi bilinen ve birçok sanat eserine konu olmuş bir tema, Aziz Antonius’un şeytanla karşılaşması ve şeytana karşı direnmesi… Sanat tarihi konusunda uzman değilim, ancak görme şansı bulduğum çok sayıda rönesans tablosunda bu konunun işlendiğini hatırlıyorum. Geçmişte ilgimi çektiği için araştırdığım da bir konuydu ve bu yüzden Flaubert’in bu eserini bir hevesle almıştım listeme. Ancak beklentilerimin aksine Flaubert beni o kadar zorladı ve o kadar büyük hayal kırıklığına uğrattı ki, pişman oldum.
“Tüm keşişlerin babası” olarak bilinen ve Hristiyanlık tarihinin en önemli azizlerinden biri sayılan Mısır keşişi Aziz Antonius’un hikayesi anlatılan… İsa’nın ölümünden 250 yıl sonra doğan Aziz Antonius, Avrupa’daki Hristiyan monarşisinin dayandığı ana figürlerden biri. İskenderiyeli Athanasius tarafından yazılan hikayesine göre Antonius Hristiyanlığı Mısır’da yaymaya çalıştığı dönem boyunca çok çile çekmiş ve özellikle vahşi doğada sıkça gezinip orada karşısına çıkan “şeytan”larla mücadele etmiş. Antonius’un yaradılışı ve tanrısını anlamaya çalıştığı, acı çeken peygamberinin izinden gittiği, kutsal kitaplardaki emirleri sorguladığı, günahı test ettiği ve kendi kendine acı çektirerek günahlarından affedilmeye çabaladığı mistik bir hayatı var. Bilinen 7 ölümcül günahın yanı sıra sihirbazlık, bilim, şehitlik gibi konuları da masaya yatırıyor Antonius; sorguluyor, anlamaya ve adlandırmaya çalışıyor, iyinin ne olduğunu arıyor ve karşısına çıkanlar arasında şeytanı ayırt etmeye çabalıyor. Bu mistik seyahatlerinde şeytan, kimi zaman güzel bir kadın, kimi zaman masum bir çocuk, kimi zaman inançlı bir din adamı, kimi zaman ise zengin bir hükümdar kılığında çıkıyor karşısına ve Antonius inancını kaybetmeden, kimi zaman kendi öz benliğine ve içgüdülerine karşı