Geçmiş... geçmiş neydi? On bir yıl boyu eskilikten artık ısıtmayan aynı paltoyu, haziran ortasına kadar terden bunala bunala hep aynı tayyörü giymek neydi? Fikret'in verdiği üç buçuk kuruşluk maaşla bir türlü gelmek bilmeyen ay başına ulaşmaya çalışmak, bakkalla kasapla manavla veresiye için didişmek neydi? Üç buçuk kuruşun hesabını vermek, parayı idareli kullanmadığı için suçlanmak ama gene de her gün yeni bir yemek pişirmek, değişik bir meze hazırlamak zorunda kalmak neydi? Sırf hırgür çıkmasın diye kırk yılda bir annesinin verdiği parayla kasaptan ızgaralık bir şeyler alıp Fikret'in önüne sürmek neydi? Geceleri uykuya hasret, yorgun bedeni Fikret'in ivecen ağırlığının altında ezilirken ayda yılda bir gidilen sinemanın yakışıklı aktörlerini, Clark Gable'ı, Gray Cooper'ı, Gray Grant'ı düşlemek neydi? Doğumlar, sancılar, düşükler, kanamalar, iltihaplı memeler neydi? Acı neydi? Geçmiş buydu işte.
kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz her şeye fazlasıyla maliktirler.
odamda beni kitaplarım bekler. bu yegane tesellidir. her eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu odada yalnız onlar her zaman için yeni bir koku taşırlar. her zaman söyleyecek birçok lafları vardır.