Kayıp Aranıyor, mutluluk arayışındaki kayıp bir kızın hikayesi olmakla birlikte, daha ziyade sorulan sorular ve aranan cevapların hikayesidir bana göre. Hikayenin olay akışı içinde karşımıza çıkan sorular, okuyucu için başka sorular sormaya kapı aralayacak niteliktedir. Bulunan ya da bulunduğu sanılan cevaplar ise tek bir cevabın mümkünatsızlığını kanıtlar gibidir. Sait Faik, kısacık bir kitaba nasıl sığdığını anlayamadığımız türlü sorgulamaları farklı karakterlerin gözünden bize yansıtır.
Kanunlar önünde eşit olmak gerçek hayatta da eşitlik sağlar mı?
"Balıkçı Kalafat'la Mimar Mühendis Dağdiken arasında kânun nazarında hiçbir fark yoktur, orası öyle. Ama bu, yalnız yargıç karşısında böyle. Hayatta ikisini birbirinden ayırt edip konuşmazsan aç kalırsın."
Davranışları ve karakteri sebebiyle bir insan gözümüze çirkin görünebilir mi?
"Bizim çirkin dediğimiz; yüzleri, bilinmiş, tadılmış, resmi çizilmiş olmayan kendi halinde insancıklar güzeldi. Ama o, sıhhatli yanaklarına, beyaz dişlerine, kırmızı bıyıklarına, kumral saçlarına rağmen çirkindi."
Neden kötülük o dönem eserlerinin çoğuna hakimken iyilik ve güzellik arka planda kalır?
"Elli tonluk kinin yerine iki gramlık sevgiyi ne diye övmeli, tasvir etmeli idi.”
Özgürlüğün görkemi, bizi özgürleştiren şeylerden kurtulmak istemeye itecek kadar göz kamaştırıcı mıdır?
"Uçurtma dermiş ki: "Ah! İpim olmasaydı." Kant'ın güvercini daha ileri gitmiş: "Bir de şu hava olmasaydı." demiş."
Gazetecilik insanları eksikliğini hissettirecek kadar bağımlı hale getirmekten mi ibarettir?
"Bugünkü modern gazetecilik her ne pahasına olursa olsun kendini okutmak hevesindedir. Bunun için de şaheserler vermek düşüncesinden çok okuyucuyu eğlendirmek, ilgilendirmek, şaşırtmak, sabahleyin veya akşamüstü gazete almazsa bir eksiklik duygusu