İstesek de istemesek de, her birimiz tüketim toplumunun iflah olmaz birer üyesiyiz. Kapitalizmin ortaya çıkardığı TÜKETGEN sınıfını temsil ediyoruz. Tükettiğimiz ürüne ve kendi tüketim eylemimize yabancıyız. İnsani donanımlarımızdan gelen zaaflarımızı şeytani bir akılla kullanan pazarlamacıların çabalarıyla, ihtiyaç duyduğumuza inandırılarak tüketmekteyiz.
Yoksul ve duygusal yoksunluğu olan o kadar insanımız varken, toplumun sürekli olarak gösterişçiliğe özendirilmesi psikolojik bunalıma sebep olmaktadır.
Beklemenin bir onuru var, beklemek güçlü bir duygu. Bir gün istediğinizin gerçekleşeceğine yürekten inandığınızı gösteren tek şey ise beklemeye hak ettiği değeri verebilmektir bana kalırsa. Başka hiçbir duyguyu ve hiç kimseyi karıştırmadan, beklemek…
Beklemek pasif bir şey, biliyorum. Bir ölçü hedef, bir ölçü zaman, bir ölçü sabır koyacaksın kaba ve sonra beklediğin her neyse onun gerçekleşmesini umacaksın. Ben o ölçülerin ayarını tutturamıyorum işte. Ya hedef az kaçıyor, ya zaman fazla ya da sabır sınırsız… Böyle olunca da beklemek gerçek anlamını kaybediyor, bir tür kıpırtısız donup kalma haline dönüşüyor. Ben de usulca unutuyorum, neyi beklediğimi unutuyorum.