İnsana en çok baskın olan sıfatlar: midesi, tenasül organı ve dilidir. Bunlarla kastettiğim bu organların arzu ve istekleridir. Sonra öfke gelir ki, öfke de onların varlığını muhafaza eden asker gibidir.
İnsan midesinin ve cinsel organının arzularını severse ve onlarla ünsiyet kurarsa, o zaman dünyayı da sever.
Dünya sevgisi de mal ve makam arzusu ile kökleşir. Kişi mal ve makamı talep ederse; bu defa kendisinde kibir, kendini beğenme ve lider olma duyguları ortaya çıkar. Bunlar da ortaya çıkarsa, nefsi dünyayı terk etmeye doğrudan müsamaha göstermez, dünyaya kapılır ve aldanır.
“Bana le bir amel öğret ki, o amelle kalbimin daima Allah ile beraber olduğunu hissedeyim.” diye sorduğumda şöyle cevap verdi:
“İnsanlara bakma! Onlara bakmak Hakk’a giden yolu karartır.” dedi
Seyyahlardan biri, bir gün insanlardan uzaklaşıp inzivaya çekilen salih insanlardan birine “Hakikate giden yol nasıl olur?” Diye sorduğunda “Kendini dünyada bir yolcu gibi kabul etmendir” demiştir
Eğer müridi zeki, kavrayışı kuvvetli biri değilse, zahiri itikat kalbinde kök salmamışsa, onu tefekkür ve zikirle uğraştırmamalı, onu zahiri amellerle ve bilinen virdlerle meşgul etmeli ya da sadece tefekküre yoğunlaşmış insanların hizmetine vermeli ki, onların bereketi o müridi de kuşatsın.