İnsanlık kendi ürünlerinde boğuluyordu; bataklıkta çırpınan kör ve hırpalanmış bir yaratık gibi, harcadığı enerjiyle kargaşayı daha kötü bir hale getiriyordu.
Anlamanız gereken -ve geçen her seneyle beraber anlaşılması daha da güçleşen- şey, o zamanki dünyanın şimdikinden büsbütün farklı olduğu. Karanlık bir dünyaydı; önlenebilir kargaşalarla, önlenebilir hastalıklarla, önlenebilir acıyla, acımasızlıkla ve aptalca, kasıtsız zulümlerle doluydu; ama yine de, belki de o genel karanlık havanın bir sonucu olarak, tecrübelerim dahilinde artık mümkün olmayan, nadir ve gelip geçici güzel anlar da vardı.
Ölümün kaçınılmaz olduğu, yaşlanmanın ve ardından gelen ölümün kontrol edilemez olduğu ve bunu önlemek için yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığı düşüncesi ile yaşıyoruz, ancak Richard Feynman şöyle diyor:
“ Tüm biyolojik bilimlerde ölümün gerekliliğine dair hiçbir ipucu yoktur. Sürekli hareket etmek istediğinizi söyleyecek olsanız, fizik alanında bunun kesinlikle imkansız olduğunu ya da yasaların yanlış olduğunu anlamaya yetecek kadar yasa keşfettik, yani bu mümkün değildir diyebiliyoruz. Ancak biyolojide henüz ölümün kaçınılmazlığını gösteren hiçbir şey bulunamamıştır. Bu bana bunun kaçınılmaz olmadığını ve biyologların sorunun sebebini keşfetmesinin sadece zaman meselesi olduğunu ve insan vücudunun bu korkunç evrensel hastalığının veya geçiciliğinin iyileştirilebileceğini gösteriyor.”
Akademik Özgürlük herhangi bir konuyu, baskı görmeden, korkusunu yaşamadan, araştırma, öğrenme, öğretme ve yayma hakkıdır. Bu bir insan hakkıdır ama Üniversite için olmazsa olmaz bir haktır. Aynı zamanda Üniversitenin sorumluluğudur. Bu hakkı kullanabilmek, yaşatabilmek için de üniversite özerk olmalıdır. Tabii ki Üniversite bir yükseköğrenim kurumudur ama daha fazlasıdır. Her yükseköğrenim kurumu üniversite değildir tabelasında öyle yazsa da. Toplum gerçek üniversitenin hangi üniversite olduğunu gayet iyi bilir. Gerçek üniversite özerktir; emir komuta ile yönetilmez.