H. G. Wells'ten böylesini beklemezdim...
Kitap yüksek bir kulede masasının başında yazı yazan yaşlı bir adam ve onunla konuşan bir adamın diyaloğuyla başlıyor. Adam yaşlı adama " neredeyim ben, burası da neresi, ne yazıyorsun" gibi sorular yöneltiyor. Yaşlı adam ise aradığı cevapların yazdığı müsveddelerde olduğunu göstererek, onu okumaya davet ediyor. Ve hikaye başlıyor.
Bu yaşlı adamın baş karakter olan Leadford olduğunu öğreniyoruz. Leadford gençliğinde dik başlı, atılgan, fikirlerinden asla vazgeçmeyen, sosyalist ve işçi sınıfına ait birisi. Dünyanın işleyişine ve işçilere-yoksullara karşı yapılan haksızlıklara dayanamıyor ve bu yüzden zengin, halkın ileri gelen liderlerine karşı büyük bir kin duyuyor.
Onun bu tarz düşüncelerine katılmayan sevgilisi Nettie'nin, zengin bir aileden gelen Edward Verrall'la kaçması üzerine Leadford kıskançlık ve kızgınlık içinde onların izini sürmek için yola çıkıyor. Ve silah alıp onları öldürmeyi planlıyor.
Peki kuyrukluyıldız mı nerede? O da Dünya'ya gelmek üzere. İnsanlar ise kuyrukluyıldızın Dünya'ya çarpmayacağını düşündükleri için günlük yaşantılarına rahatça devam ediyorlar.
En sonunda Leadford, Nettie ve Verrall'ı buluyor. Tam onları öldürmek için silahını ateşlediği sırada kuyrukluyıldız atmosfere giriyor ve yeşil tuhaf bir gaz gezegene yayılmaya başlıyor. Yazar bu gazı kısaca havadaki nitrojeni değiştiren, sinir sistemini iyileştiren bir gaz olarak tanımlıyor. Gazın yayılmasından sonra herkes bilincini yitiriyor. Uyandıklarında ise artık mükemmel bir toplum yaratmak için gereken her şeyi biliyorlar. Herkes için para önemini yitiriyor, savaşlar durduruluyor, herkes iyi ve kibar bir hale geliyor. İnsanlar geçmişi geride bırakıp yeni bir dünya için çalışmaya başlıyorlar...
Şimdi kitabı neden beğenemediğime gelebilirim. Kurgu