“Boğaziçi’nin Avrupa ya da Asya kıyısında durup baktığınızda, denize değecek kadar yakın, sürü halinde, çok hızlı uçan kuşlar görürsünüz. Bunlara “yelkovan kuşları” denir. Eski bir söylenceye göre bu kuşların her biri, bir zamanlar Boğaziçi’nde yaşamış ve ölmüş kişilerin ruhlarını taşır. Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya hiç durmadan uçup dururlar ve Megaralıların, Cenevizlilerin, Romalıların, Osmanlıların ruhlarını serinletirler. Bu sular aynı zamanda, Hera’nın Zeus’tan kıskandığı için inek kılığına soktuğu İo’nun, bu lanetten kaçmak için çırpındığı yerdir.”
“Kaptan Cook'un denizlerde dolaştığı dönemi, yani 18. yüzyılı düşünüyor ve aynı yıllarda Osmanlının nelerle uğraştığını hatırlayıp kederleniyorum.
Birbirini yiyen saray adamları, göze girenlerle gözden düşenlerin sonsuz gelgiti, padişaha yakın durup bir mansıp kapmak için çırpınan kalem erbabı, medreselerde yetersiz eğitim ve kendi içine kapanmış, kendisini dünyanın merkezi sanan bir münevver grubu.
Sahi şimdi durumumuz nasıl?”