Hemingway , savaş algısının salt çatışma, ölüm ve acıdan ibaret olmadığının insanın düşünceleriyle baş başa kaldığı, içsel muhakemeye ve savaşın psikolojik boyutuna da yer vererek çok yönlü bir savaş bilinci sağlıyor .
İnsanın olabildiğince uzak durduğu ölüm gerçeğini bir nefes ötesine kadar getiriyor.
Aşkın en saf halinde iki kişi kavramının bütünleşip artık tek vücut oluşunu, zorunlu ikiye ayrılışında da önceliğin karşısındaki olduğunu öğretiyor.
Kendilerinden biraz bahsetmeye başladıklarında onları dağlara sürükleyen asıl sebebin geçmiş acıların intikamı mı yoksa salt cumhuriyet idealimi biraz muallakta kalıyor . Karşı cephedekiler için de zorunluluktan kaynaklı bir nevi halkın birbirine kırdırıldığı bir durum söz konusu.
Ancak sebebin önemini yitirdiğini gerillaların yüreklilikle davalarına devam ettiklerini görüyoruz .Özellikle
Sordo ve çetesinin sıkıştırıldıkları tepede kendilerini bekleyen mutlak sonu metanetle kabullenişleri ve Sordo’nun soğukkanlılığı elden bırakmadan yaptığı final vurgunu tam bir lidere yaraşır mahiyetteydi.
Hemingway ,toplumsal gerçekleri de göz ardı etmiyor .Çingene Rafael’in savaş ortamındaki ciddiyetsizliği ve güven vermeyen davranışlarının çingene oluşuna bağlanması ve bunun haklı bir sebep gibi aldığı tepkiyi azaltması Rafael’in bile kabullendiği bir gerçeklik.
Son sayfasına kadar merakla okuduğum ve kurgu olduğuna inanmakta güçlük çektiğim karakterleriyle sürükleyici bir savaş romanı.