esrasude

esrasude
@esrassude
sosyal bilimler lisesi
19 Şubat
3 okur puanı
Haziran 2022 tarihinde katıldı
süreklileşmiş karnaval, “uygarlık” denildiğinde anladığımız şeyin kategorik zıddıdır. karnaval, bastırmalar üzerine kurulu olan uygarlığın nevrotik yapısından, psikotik bir episod yoluyla geçici bir özgürleşmeyi temsil ediyordu; süreklileşmiş karnaval ise kalıcı bir psikozdan başka bir şey değildir.
Sayfa 189·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
sınıfsal özelliklerinden görece bağımsız bir biçimde “madun” olarak tanımlanan toplumsal katmanlar, tam da bu temel tanımsızlıkları yüzünden, en azından muğlak ve bir kriz anında ne yapacağı belirsiz kendilikler olarak görülmelidir. aynı tanımsızlık ve belirsizlik, onlara bir özgürlük alanı sağlar ki bu özgürlük alanı bilebildiğimiz tarih boyunca kendisini en açık biçimiyle şenlik (carnival) olarak ifade edegelmiştir. var olan sınıflı toplum yapıları içinde esas itibariyle dilsiz olan madunlar, kendilerine yalnızca şenlikte bir ifade imkanı bulabilirler. madun efendinin izin verdiği yer ve zamanda da olsa, bir şenlik çerçevesinde kendini ifade edebildiği zaman, efendinin söyleminin sınırları dışına çıkabilir. çünkü şenlik, yer ve zaman açısından efendinin izin verdiği bir çerçeveye sıkışsa da söylemi efendinin söyleminden yapısal olarak farklıdır.
Sayfa 187·Kitabı okudu
zaman zaman içine belirli bir olumlama dozu da katarak “aç sınıfın laneti” dediğimiz şey yani madun kesimlerin öfkeli, yıkıcı davranışları; devrimci, dönüştürücü olmaktan ziyade intikamcıdır. madunların id-kötülüğü hemen hemen her zaman en ayrıcalıklı sınıfların uzun vadeli amaçları için istihdam edilebilir ve hemen hemen her zaman ortadaki sınıf ve tabakalara, uzun vadede de bu toplumsal yapıyı değiştirmeyi hedefleyenlere yönelir. “madunlar” bu toplumsal yapının değişmesini değil, sürmesini isterler. çünkü yalnızca bu hakimiyet ilişkisi ile/içinde var olmuşlardır tanımlanmışlardır. dolayısıyla bu hakimiyet ilişkisinin ilga olduğu bir durum, onların işgal ettiği konumu da ortadan kaldıracak, onları bir anlamda yok edecektir. madun konumunda olmanın öfkesi, o çok güçlü ve tehlikeli toplumsal potansiyel, içinde madun oldukları yapıyı değiştirmeye değil de intikam almaya yönlendiğinde ise aynı hakimiyet ilişkisini yeniden üretmekten başka bir işe yaramaz.
Sayfa 181·Kitabı okudu
şarklılar, batılı “terörizm” uzmanlıların sandığının aksine o kadar da saf insanlar değil. kimse tanrı adına konuştuğunu iddia eden ve sağa sola cennette tapulu arazi vadeden “önderlere” kolay kolay inanmaz. eğer inanıyor ya da inanıyor gibi görünüyorlarsa ve bu yolda canlarını vermeye gönüllü oluyorlarsa bunun ardında onların saflıklarından ya da cehaletlerimden başka bir saik (de) aramak gerekir. bu ise zizek’in sık sık sözünü ettiği, kişisel çıkar arayışından (ego) ya da “yüce bir amaçtan” (süperego) kaynaklananların dışında kalan, salt dürtüsel bir saik yani “id-kötülüğü” olabilir ancak. kaybedecek zincirleri bile olmayan, bencil çıkarları uğruna davranamayan çünkü bu çıkarların gerçekleşmesi ihtimalini bile göremeyen, öte yandan kendisini bu duruma düşüren dünyaya, düzene, ötekilere, herkese karşı pre-oidipal, dil-öncesi bir kin ve nefretle dolu olan madun, kendisine önerilen “cennette bir yer” masalına inanmasa bile bunu bir mazeret olarak kullanarak kendisini ve ulaşabildiği herkesi imha eder. sadece “yapabileceği için” yapar bunu: çünkü yapabileceği tek şey, kendisine bir iktidar anı sağlayan tek fiil, bu geri dönüşsüz imha fiilidir. kişisel çıkarlarının olmasına bile izin verilmeyen, kendisinden daha büyük bir simgesel düzene kelimenin tam anlamıyla ait olamayan kişi, “özne” olma gayretini tek, büyük bir eyleme topladığında, bu eylemin saiki ancak ego oluşumunun da öncesinde var olan bir dürtü yani id-kötülüğü olabilir.
Sayfa 180·Kitabı okudu
madun kimliğinin nasıl bir ikincil faydası, nasıl bir avanta(j/s)ı olabilir? madun kimliği, bize toplumsal süperegomuzu geçici olarak askıya alma, yapabileceğimiz kötülüklere hazır bir gerekçe sunma imkanı sağlar. bir konumdan değil; bir kimlikten, edinilmiş, benimsenmiş bir yerden hareket ettiği için mazeret hazırdır: “ben madunum, ne yapsam mübah.” bu noktada artık geçici olarak da değil, temelinde ilga edilmiş bir süperegoyla karşı karşıya kalırız. vicdan; öteki’ye karşı işlemez hale gelir, öteki’yi mutlak olarak nesneleştirir. ama ortadan kalkan yalnızca süperego değil: işin sonu benliğin ölümüne varacağı için ego da büyük ölçüde silinmiş durumdadır.
Sayfa 179·Kitabı okudu