Her insanın kendine özgü bir ruhu vardır, dedi. Onu başka bir ruhla karıştıramaz. İki insan birbirine yaklaşabilir, birbirleriyle konuşabilir, birbirlerinin hemen burnunun ucunda olabilir, ancak ruhları bulunduğu yere kök salmış çiçeklere benzer. Hiçbiri kalkıp ötekisinin yanına gelemez. Bunun için kökünü terk etmesi gerekir, böyle bir şeyi de başaramaz. Çiçekler kokularını ve tohumlarını yollar birbirine çünkü birbirleriyle konuşmaya can atarlar, ama bir tohumun istenilen bir yere ulaşması konusunda çiçeğin elinden bir şey gelmez. Rüzgarın işidir bu. Rüzgar da canı istedi mi bu yönden, canı istedi mi öteki yönden eser.
Knulp çoğu zaman böyle davranırdı zaten; durup dururken felsefe yapmaya başlar, ortaya bir takım kurallar koyar, bunların lehinde ve aleyhinde konuşur, bakarsın ansızın yine susardı.
Sık sık anne ve babam hakkında da yine böyle düşünmüşümdür. Onlar sanırlar ki ben kendi çocuklarıyım ve kendileri gibiyim. Ama her ne kadar kendilerine sevgi beslemem gerekse de gerçekte onlara yabancı onların anlayamayacağı biriyim. Benim başlıca önemli gördüğüm şeyi yani ruhumu fazla önemsemez buna verdiğim önemi gençliğime sayar, yahut benim bir kaprisim gözüyle bakarlar. Öte yandan beni sever benim uğruma hiçbir özveriden geri kalmazlar. Bir babadan çocuğuna burnu gözleri hatta zekâsı kalıtım yoluyla geçebilir ama ruhu asla. Her insan yeni bir ruh taşır kendisinde
Bir şeyler hiçbir zaman rastlantı sonucu örgütlemez . Asla. Bir akşam evinize döndüğünüzde 'salonunuzu rastlantı sonucu düzenlenmiş' halde bulma şansınız sıfırdır
Evrenin düzeni ve netliğinin sayısız boyutu içinde körü körüne bir rastlantının sonucu oluştuğu fikri, bir matbaadaki patlamadan sonra tüm harflerin yere sözlük düzeni içerisinde düşmesi kadar az inandırıcıdır