İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin insanın iç çatışmalarını, kararsızlığını ve toplum baskısını da eleştirir.
Romanın merkezinde Ömer ve Macide vardır. Ömer; kararsız, sorumluluk almakta zorlanan ve çevresinden kolay etkilenen bir karakterdir. Macide ise daha sakin, duygusal ve saf bir yapıya sahiptir. İkilerinin ilişkisi boyunca Ömer’in içindeki korkular, bahaneler ve zayıflıklar ortaya çıkar.
Kitaptaki “şeytan” gerçek bir varlık değildir aslında yazar burada insanların kendi hatalarını dış etkenlere yüklemesini anlatır. Yani kişi bazen tembelliğini, korkusunu ya da yanlış kararlarını “elimde değil” diyerek açıklamaya çalışır. Roman, aslında insanın en büyük mücadelesinin kendi iç dünyasıyla olduğunu belirtiyor.
Ömer: Romanın en karmaşık karakteridir. Zeki olmasına rağmen güçlü bir iradesi yoktur. Sürekli bahaneler üretir ve kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçar.
Macide: Duygusal ve iyi niyetlidir. Roman boyunca en çok yıpranan karakterlerden biridir.
Halbuki ne şeytana azizim, ne şeytanı ? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak alışkanlığı var...
Yazık sana! Dilin Müslüman olmuş ama kalbin değil; sözün müslüman olmuş ama fiillerin değil. İnsanlar arasında müslüman gözüküyorsun ama yalnız kaldığında öyle değil. Bilmez misin ki namazınla, orucunla ve yaptığın tüm hayırlı işlerde Allah Teâlâ'nın rızasını gözetmezsen, ondan uzak olan bir münafık olursun.