"Eğer medeni dediğimiz ülkelerde yaşını başını almış insanlar yoksulların çalıştırıldığı kurumlara, gençlerde dar ağaçlarına yollanıyorsa, Hükümet sisteminde bir yanlış var demektir."
Aç köylüleri şehir kapısından içeri sokmamaya çalışan şehirlerin bu yaklaşımının izlerini, İngilizce ve Fransızca'da "kötü kişi", "yaramaz adam", "habis", "hain", "sefil", "çirkin" gibi anlamlar taşıyan "villian/vilain" sözcüğünün, köylü sözcüğünden türemiş olmasında görebiliyoruz.
Kapitalizm, insanı işgücüne indirgeyen, insan emeğini meta olarak gören bir sistemdir. Dolayısıyla, hayatını çalışarak kazanamayan insanın durumu bu sistem açısından varoluşsal bir önem taşır. Sosyal politikanın konusu, tam da bu varoluşsal sorunla ilgilidir ve bu yönüyle sosyal politika, kapitalizmin sürekli taciz edildiği alandır.
Geremek'in deyişiyle, Ortaçağ Avrupası'nın tarımsal medeniyeti içinde, sadece sadakayla geçinen bir kesimin varlığı büyük bir toplumsal rahatsızlık uyandırmıyordu. Aksine, yoksulların belirli bir toplumsal işlevi vardı çünkü onlar zenginlerin sadaka vererek ruhlarının selametini sağlamalarına vesile oluyorlardı.