“Bir kuğu zarafetiyle yüzüme bakıp, “Merhaba!” dedi.
Gözlerindeki hikâyeyi okuyunca kırık bir kalbe rastladığımı anlamıştım. Hangi çığlık, hangi çaresizlik, hangi tükenmişlik gözlerden gözlere geçerek yüreğe sızabilirdi bu kadar? Gözleri
hüznün son durağıydı. Kırmızı renkli, tahta bir bavulun üzerinde oturuyordu. Belli ki çok uzaklardan gelmişti. Bavul değil de sır küpüydü sanki. Kapağı açıldığında tüm yaşanmışlıkları,
herkesten gizlediği acıları, uğruna savaştığı hayalleri, göklerden kabul görmeyen duaları ve en çok da dile getiremediği duyguları
etrafa saçılacak gibiydi. Bir elini mantosunun cebinde tutuyordu, diğer eliyle sol gözünü kapatan, geceden daha siyah saçlarını
geriye atarak, “Saatin kaç olduğunu söyler misiniz lütfen?” dedi süt beyazı dişleri soğuktan birbirine vurarak. Soylulara özgü bir tavır, ne istediğini bilen bir ifade, dudaklarının kenarında tutunmaya çalışan esrik bir gülüş, saatlerdir
beklemekten sıkılmış olsa da orayı terk edip gidemeyeceğinin bilincinde olan bir duruş… Ben saatin kaç olduğuna bakınırken yerinden doğruldu ve kocaman bir ıstırabı sırılsıklam olmuş eteğinden silkelercesine, “Buralarda çay içebileceğim bir yer var mıdır?” diye sordu. Ağzından çıkan buhur, ılık ılık yüzümü okşuyordu âdeta.''
Yıldırım Kerem Çambel
Pinhân-1
(Uzaklardan Gelen Kadın)
Sayfa:17
Ey Kadın
Sömür gönlümü
Ruhun ruhuma denk
Herkese duyur sende gördüğümü
Dudağın aşkı ispatlayan mihenk
Çeyizinden çıkar artık kördüğümü
Yıldırım Kerem Çambel
“Ne bir damla gözyaşı koparmak isterim gözlerinden
Ne de zorla bir gülümseme, dudaklarından
Bir bilebilsem nereye kaçacağımı ondan
Nereye gidebilir ki kendi hayalinden kaçan”
-''tam düşlerime göre gözlerin
ve utancım yok duygularımdan.
uzaktan sevmek ayıp değil...
şahit aramıyorum aşkımı ispat için;
en çok da geceleri karşılaşıyoruz
bende bıraktığın son bakışınla...
her aşkın bir hikayesi olmak zorunda değil,
ille de bir işaret lazımsa sana;
aynada gördüğünü seviyorsan,
aynı kapıya çıkarız ikimiz de..!
Aşk, seninle anılan bir şey;
Ve sana karşı savunabileceğim tek şey.
Ama şimdilerde yitik, kilitli, doygun.
Uçuruma sürüklenirken puslu gözlerinden,
Merhametin niçin eksik olması gerekenden.
Benim için açtığın kapıda senden önce karşılıyor ölüm.
Bastırılmış duygularınla katılaşan soluğun üşütüyor gölgemi.
Ben eteğine tutunurken, sen zamana poz vermenin telaşındasın.”
Yıldırım Kerem Çambel
Leylâ!
Nereye bu gidiş?
İnsan nasıl ayırt eder;
Merhaba’da gizlenen vedayı
Seni çağırırken yoksa incittim mi adını
Leylâ!
Niçin bu susuş?
Kalbin yitirdi mi yoksa aşka vefayı?
Yıldırım Kerem Çambel